Hz. İsa (as)’ın sözde çarmıha gerilişi iddiası ile ilgili dört İncil’de yer alan çeşitli çelişkiler

Hristiyanlık inancı, Hz. İsa (as)’ın çarmıha gerildiği ve çarmıhta öldüğü, sonra tekrar dirileceği inancına dayanmaktadır. Oysa Kuran’da açıklandığı şekilde Hz. İsa (as) çarmıha gerilmemiş, dolayısıyla öldürülmemiş, tam tersine canlı iken göğe yükseltilmiş, ahir zamanda tekrar yeryüzüne geri gönderilmek üzere Allah’ın Katına alınmıştır. (Konuyla ilgili açıklamalarımızıburadan okuyabilirsiniz.) Şu anda Hristiyan aleminin Hz. İsa (as)’ın çarmıha gerildiği inancını savunuyor olmasının sebebi, İncil’de geçen bazı kısımlardır. Ancak söz konusu bölümlerdeki ifadeler, daha önce değindiğimiz gibi, Hz. İsa (as)’ın ardından 3. yüzyılda İncil’e eklenmiş, kendi aralarında çok ciddi çelişkiler içeren ifadelerdir.

Bu çelişkili ifadelerden konumuzla ilgili bazıları şu şekildedir:

Hz. İsa (as)’ın çarmıha gerilmesi konusu ile ilgili İncil’deki çelişkili ifadeler

 

Haçı kim taşıdı?:

Markos 15:21, Matta 27:32 ve Luka 23:26’da, haçı Sireneli Simun’un taşıdığına dair ifadeler yer almaktadır:

Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsa’nın çarmıhını ona zorla taşıttılar. (Matta 27:32)

Yuhanna İncili’nde ise, haçı Hz. İsa (as)’ın kendisinin taşıdığı belirtilmektedir:

Askerler İsa’yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası –İbranice’de Golgota– denilen yere çıktı. (Yuhanna 19:17)

Hz. İsa’yı ihbar eden münafık, çarmıha gerilerek, Allah tarafından Hz. İsa’ya benzetildiği için Hz. İsa öldü düşüncesi ortaya çıkmıştır.

Adnan Oktar’ın 30 Ağustos 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından

 

Çarmıha gerilen haydutlar (hırsızlar):

Markos 15:27-28, Matta 27:44, Luka 23:39-42 bölümlerinde, İsa’nın sözde iki haydut (hırsız) ile birlikte çarmıha gerildiği söylenmektedir. Buradaki çelişki, Romalılar’ın hiçbir zaman hırsızları çarmıha germiyor olmalarıdır.[1]

İsa’yla birlikte, biri sağında öbürü solunda olmak üzereiki haydudu da çarmıha gerdiler. Markos (15:27-28)

İsa’yla birlikte çarmıha gerilen haydutlar da O’na aynı şekilde hakaret ettiler. (Matta 27:44)

 

Hz. İsa (as)’ın sözde çarmıha geriliş saati ile ilgili çelişkili bilgiler:

Matta 27:45-46, Luka 23:44-46, Yuhanna 19:14-15 İncillerindeki pasajlarda Hz. İsa (as)’ın sözde çarmıha gerilişi ile ilgili olarak saat on iki’den üçe kadarki bir vakit belirtilirken, Markos 15:25’de bu vaktin saat dokuz olduğu belirtilmektedir.

Öğleyin on iki sularında güneş karardı, üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.Tapınaktaki perde ortasından yırtıldı. İsa yüksek sesle, “Rabbim, ruhumu ellerine bırakıyorum!” diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi. (Luka 23:44-46)

İsa’yı çarmıha gerdiklerinde saat dokuzdu.(Markos 15:25)

 

Hz. İsa (as)’ın sözde son sözleri:

Hz. İsa (as)’ın sözde çarmıha gerilişindeki son sözleri ile ilgili de dört İncil’de çelişkili bilgiler bulunmaktadır. Markos 15:34-37 ile Matta 27:46-50 pasajlarında, Hz. İsa (as)’nın şu şekilde seslendiği bildirilir:

Saat üçte İsa yüksek sesle, “Elohi, Elohi, lema şevaktani” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı. [Allah’ı tenzih ederiz.](Markos 15:34)

Luka İncilinde ise Hz. İsa (as)’ın sözde son sözleri daha farklı ifade edilmiştir:

İsa yüksek sesle, “Allah’ım, ruhumu ellerine bırakıyorum!” diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi. (Luka 23:46)

Yuhanna İncili’nde ise bu konudaki açıklamalar tamamen farklıdır:

İsa şarabı tadınca, “Tamamlandı!” dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti. (Yuhanna 19:30)

 

Hz. İsa sözde şarap mı içiyor, sirke mi

Hz. İsa (as)’ın sözde çarmıha gerildiğinin iddia edildiği pasajlarda, çarmıha gerilmeden önce kendisine bir şey içirildiğinden bahsedilir, fakat Markos İncili’nde bu içecek şarap olarak ifade edilirken, Matta Luka ve Yuhanna İncillerinde sirke olarak geçmektedir:

Markos İncili’ne göre Hz. İsa (as)’a şarap içirilmektedir:

O’na mürle karışık şarap vermek istediler, ama içmedi. Markos 15:23)

Matta, Luka ve Yuhanna İncillerine göre ise Hz. İsa (as)’a sirke içirilmektedir:

İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi, sirkeye batırıp bir kamışın ucuna takarak İsa’ya içirdi. (Matta 27:48)

Askerler de yaklaşıp İsa’yla eğlendiler. O’na sirke sunarak, “Sen Yahudiler’in Kralı’ysan, kurtar kendini!” dediler. (Luka 23:36-37)

Orada sirke dolu bir kap vardı. Sirkeye batırılmış bir süngeri mercanköşk dalına takarak O’nun ağzına uzattılar. İsa şarabı tadınca, “Tamamlandı!” dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti. (Yuhanna 19:29-30)

 

Hz. İsa (as)’ın sözde gömülmesi sırasında deprem olması:

Bu açıklama, Matta İncili’nde geçmektedir:

O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. Mezarlar açıldı, ölmüş olan birçok kutsal kişinin cesetleri dirildi. Bunlar mezarlarından çıkıp İsa’nın dirilişinden sonra kutsal kente girdiler ve birçok kimseye göründüler. (Matta 27:51-53)

Markos, Luka ve Yuhanna İncillerinde ise Hz. İsa (as)’ın sözde gömülüşüne dair çeşitli tarifler yapılmakta, fakat eğer gerçekleşmiş olsa unutulması mümkün olmayacak olan böyle bir deprem olayından hiç bahsedilmemektedir.

 

Hz. İsa (as)’ın sözde gömülüşünün ardından gelişen olaylar:

Hz. İsa (as)’ın sözde gömülmesinin ardından gerçekleştiği iddia edilen olaylar dört ayrı İncil’de farklı şekilde anlatılmaktadır:

O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. Mezarlar açıldı, ölmüş olan birçok kutsal kişinin cesetleri dirildi. Bunlar mezarlarından çıkıp İsa’nın dirilişinden sonra kutsal kente girdiler ve birçok kimseye göründüler.(Matta 27:51-53)

Başlarını kaldırıp bakınca, o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördüler. Mezara girip sağ tarafta, beyaz kaftan giyinmiş genç bir adamın oturduğunu görünce çok şaşırdılar. (Markos 16:4-5)

Taşı mezarın girişinden yuvarlanmış buldular. Ama içeri girince Rab İsa’nın cesedini bulamadılar. Onlar bu durum karşısında şaşırıp kalmışken, şimşek gibi parıldayan giysilere bürünmüş iki kişi yanlarında belirdi. (Luka 24:2-4)

Bunun üzerine Petrus’la öteki öğrenci dışarı çıkıp mezara yöneldiler. İkisi birlikte koşuyordu. Ama öteki öğrenci Petrus’tan daha hızlı koşarak mezara önce vardı. Eğilip içeri baktı, keten bezleri orada serili gördü, ama içeri girmedi. Ardından Simun Petrus geldi ve mezara girdi. Orada serili duran bezleri ve İsa’nın başına sarılmış olan peşkiri gördü. Peşkir keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde dürülmüş duruyordu. (Yuhanna 20:3-8)

 

Hz. İsa’nın sözde götürüldüğü yetkili makamların farklı olması:

Markos 14:53, Matta 26:57 ve Luka 22:54 İncillerinde Hz. İsa (as)’ın götürüldüğü yetkili makam Başkahin Kayafa olarak geçerken, Yuhanna İncil’inde bu makam Başkahin’in kayınbabası Hanan olarak geçmektedir.

İsa’yı görevli başkâhine götürdüler. (Markos 14:53)

İsa’yı tutuklayanlar, O’nu Başkâhin Kayafa’ya götürdüler. (Matta 26:57)

İsa’yı tutukladılar, alıp başkâhinin evine götürdüler. Petrus onları uzaktan izliyordu. (Luka 22:54)

O’nu önce, o yıl başkâhin olan Kayafa’nın kayınbabası Hanan’a götürdüler. (Yuhanna 18:13)

 

Hz. İsa’nın sözde suçlamalara karşı yargılanması:

Dört İncil’de Hz. İsa (as)’ın sözde yargılanması ile ilgili açıklamaların tümü birbiriyle çelişmektedir.

Yuhanna İncili’ne göre Hz. İsa (as)’ı yalnızca başkahin sorgulamaktadır:

Bunun üzerine komutanla buyruğundaki asker bölüğü ve Yahudi görevliler İsa’yı tutup bağladılar. O’nu önce, o yıl başkâhin olan Kayafa’nın kayınbabası Hanan’a götürdüler. Halkın uğruna bir tek adamın ölmesinin daha uygun olacağını Yahudi yetkililere telkin eden Kayafa idi. … Başkâhin İsa’ya, öğrencileri ve öğretisiyle ilgili sorular sordu. (Yuhanna 18:12-14, 19)

Markos, Luka ve Matta İnciline göre Hz. İsa (as) Yüksek Kurulun tamamı tarafından yargılanır:

Gün doğunca halkın ileri gelenleri, başkâhinler ve din bilginleri toplandılar.İsa, bunlardan oluşan Yüksek Kurul’un önüne çıkarıldı. O’na, “Sen Mesih isen, söyle bize” dediler. (Luka 22:66-67)

İsa’yı görevli başkâhine götürdüler. Bütün başkâhinler, ileri gelenler ve din bilginleri de orada toplandı. …Başkâhinler ve Yüksek Kurul’un öteki üyeleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı tanık arıyor, ama bulamıyorlardı. Birçok kişi O’na karşı yalan yere tanıklık ettiyse de, tanıklıkları birbirini tutmadı. (Markos 14:53-56)

İsa’yı tutuklayanlar, O’nu Başkâhin Kayafa’ya götürdüler. Din bilginleriyle ileri gelenler de orada toplanmışlardı. Petrus, İsa’yı uzaktan, ta başkâhinin avlusuna kadar izledi. Sonucu görmek için içeri girip nöbetçilerin yanına oturdu. Başkâhinlerle Yüksek Kurul’un öteki üyeleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı yalancı tanıklar arıyorlardı. (Matta 26:57-59)

 

Hz. İsa’nın sözde Hirodes tarafından sorgulanması:

Luka İncili’nde Hz. İsa (as)’ın Hirodes tarafından sorgulandığından bahsedilmektedir:

Pilatus bunu duyunca, “Bu adam Celileli mi?” diye sordu. İsa’nın, Hirodes’in yönetimindeki bölgeden geldiğini öğrenince, kendisini o sırada Yeruşalim’de bulunan Hirodes’e gönderdi. Hirodes İsa’yı görünce çok sevindi. Ona ilişkin haberleri duyduğu için çoktandır onu görmek istiyor, gerçekleştireceği bir belirtiye tanık olmayı umuyordu. Ona birçok soru sordu, ama o hiç karşılık vermedi. Orada duran başkâhinlerle din bilginleri, İsa’yı ağır bir dille suçladılar. Hirodes de askerleriyle birlikte onu aşağılayıp alay etti. Ona gösterişli bir kaftan giydirip Pilatus’a geri gönderdi. Bu olaydan önce birbirine düşman olan Hirodes’le Pilatus, o gün dost oldular. (Luka 23:6-12)

Matta, Markos ve Yuhanna İncillerinde ise, Hz. İsa (as)’ın Hirodes tarafından sözde sorgulanmasından söz edilmez.

 

Söz konusu çelişkiler, Hz. İsa (as)’ın sözde çarmıha gerilişi ile ilgili anlatılanların tamamen yanlış bilgilere dayandığının, o ana ve ortama ilişkin açıklamaların hiçbirinin birbirini tutmadığının açık kanıtıdırlar. Yüce Allah Kuran’da, Hz. İsa (as)’ın çarmıha gerilmesi ve öldürülmesi gibi bir durum olmadığını, ancak inkarcıların bu şekilde olduğunu zannedecekleri bir ortam yaşadıkları bildirilmektedir. Rabbimiz Kuran’da Hz. İsa (as)’la ile ilgili bu iddiaların geçersiz olduğunu; münafık ve inkarcıların Hz. İsa (as)’a yönelik tuzaklarının boşa çıktığını ve Hz. İsa (as)’ın göğe -Allah Katına- alındığını haber vermektedir. Söz konusu İncil pasajlarındaki çelişkileri Kuran’ın ışığında değerlendirdiğimizde, bu ciddi karmaşa hemen netlik kazanmaktadır: Hz. İsa (as)’ın çarmıhta öldüğüne yönelik anlatımlar da, diğer bazı doğru olmayan izahlar gibi İncil’e sonradan ve özel bir amaçla dahil edilmiş yanlış bir inançtır. Konuyla ilgili açıklamalarımızı bir sonraki yazımızda okuyabilirsiniz.

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/32970/Hz-Isa-(as)in-sozde-carmiha-gerilisi-iddiasi-ile-ilgili-dort-Incilde-yer-alan-cesitli-celiskiler

Hristiyanların Hz. İsa (as)’nın Haşa Allah’ın oğlu olduğuna dair inançları büyük bir yanılgıdır

Hristiyanlıktaki “oğul” ifadesi, tıpkı Tevrat’da olduğu gibi İncil’de de Allah’a kulluk manasında kullanılmaktadır. Hz. İsa (as), elbette ki Allah’ın sevgili kuludur, fakat o, acıkıp yemek yiyen, su içen, yorulunca dinlenen, uyuyan ve yaratılan her varlık gibi ihtiyaç içinde olan bir insandır. Bu gerçek İncil’de çok fazla pasajda ifade edilmiş açık bir gerçektir. (İncil’de Hz. İsa (as)’ın insani vasıfları ve Allah’ın vahyini aktaran bir elçi olması ile ilgili bildirilenleri, buradan okuyabilirsiniz.) Aynı şekilde Allah Kuran’da da, Hz. İsa (as)’ın tüm diğer insanlar gibi ihtiyaç içinde imtihana tabi bir beşer olduğunu haber vermiştir:

Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar? (Maide Suresi, 75)

Salih Hristiyanların bu konuda samimi davranmaları ve bir insana ilahlık atfetmenin Allah’ın adetullahı, Hz. İsa (as)’ın getirdiği Hristiyanlık dini, İncil ve Tevrat’ın hükümleri ile çeliştiğini; aynı zamanda akla ve mantığa aykırı olduğunu da anlamaları gerekmektedir. Gerçek ve hak İncil’e asırlar sonra eklenen böyle bir inancın ciddi bir tehlike olabileceğine ihtimal vermeleri ve bunun üzerinde derin düşünmeleri gerekmektedir. Allah’ın üstün vasıflarını bir insana yüklemeye çalışmanın ve acizliklerle yaratılmış olan bir insanı ilah olarak görmenin ve göstermenin nasıl bir anlamı ve faydası olabilir? Yüce Allah’ın buna kuşkusuz ki ihtiyacı yoktur. (Allah’ı tenzih ederiz.) Böyle bir yakıştırma, ALLAH’IN KUDRETİNİ VE BÜYÜKLÜĞÜNÜ GEREĞİ GİBİ TAKDİR EDEMEMEK ANLAMINA GELİR.

Bütün bunların ötesinde Yüce Allah’ın yeryüzünde insan olarak Zatı ile zuhur etmesi gibi bir fikri, zaten Hristiyanların da istememesi gerekir. Bunu, Yüce Allah’ın şanına yakıştırmamaları gerekir. Allah’ın büyüklüğü, yüceliği, ululuğu, kudreti ve sonsuz gücü Hristiyanlar için bir nimettir. Sonsuz güç sahibi bir Allah’a inanmak mı daha güzeldir, yoksa uyuyan, yemek yiyen, ihtiyaç içinde olan bir insanı ilah edinmek mi? Elbette bunun cevabını tüm Hristiyanlar hemen göreceklerdir. Allah’ın Kendi üstün zatını insanlara tanıtmak için ölümlü ve ihtiyaç içinde olan bir varlıkta yeryüzünde zuhur etmeye ihtiyacı yoktur. (Allah’ı tenzih ederiz) Hristiyan kardeşlerimizin İncil’e akılcı bakmaları ve bütün bunları Allah’ın şanına uygun şekilde değerlendirmeleri gerekmektedir.

Bu, Hz. İsa (as)’ın insani vasıflara sahip olması, onun bir peygamber olarak elbette ki değerini düşürecek bir durum değildir. Hz. İsa (as), Yüce Rabbimiz’in değerli ve çok mübarek bir peygamberidir. Allah’ın Katında tüm diğer peygamberler gibi en yüksek ve en kutlu konumdadır. Allah’ın sevgili dostu, yüce peygamberidir.

Önemli olan şey, Allah’a -bir ve tek olan Yaratıcımıza- iman etmektir. Allah insanlardan Kendisi’ne şirk koşmadan iman ve kulluk etmelerini ister. İnsanların kulluk edebilmeleri için Allah’ın yeryüzünde bir insan olarak zuhur etmesine ihtiyaç yoktur. Hristiyan kardeşlerimizin, eğer gerçekten samimi bir bakış açısı ile bu konuya yaklaşmak istiyorlarsa, şu soruyu kendilerine yöneltmeleri gerekmektedir: Allah’ın, Hz. İsa (as)’da Zatı olarak tecelli etmemesi Yüce Allah’ın vasıflarından neyi kaybettirir? (Allah’ı tenzih ederiz) İnsanda Allah’ın Zatı olarak tecelli etmemek Allah’ın vasıflarını, üstünlüğünü, güzelliğini eksilten bir şey değildir. Bilakis bu, Allah’ın güzelliğine güzellik katar, O’nun üstün vasıflarının daha iyi ve gereği gibi anlaşılmasını sağlar. Ölümlü, uyuyan, yemek yiyen, acizlikler ve ihtiyaçlar içinde olan bir insana Allah’ın Zatı olarak tecelli yakıştırması yaptıktan sonra, Allah’ın üstün vasıflarını gereği gibi takdir edebilmek nasıl mümkün olabilir? Elbette ki mümkün değildir.
 Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu söyleyerek milyonlarca insanın dinsiz olmasına sebep oluyor 

Adnan Oktar’ın 10 Aralık 2009 tarihli Çay TV ve Maraş Aksu TV röportajından

 

Bazı Hristiyanlar, Allah’ın bir insanda haşa İlah olarak tecelli etmesinin, Allah’a ulaşmak, yakınlaşmak ve dua etmek için bir vesile olduğunu iddia etmektedirler. Fakat bu anlayış da Allah’ın büyüklüğünü ve kudretini gereği gibi takdir edememekten kaynaklanmaktadır. Yüce Allah’ın, yarattığı insanlara ulaşmak için vesilelere ihtiyacı yoktur, ALLAH HER YERDEDİR. Allah bize ŞAHDAMARIMIZDAN DAHA YAKINDIR (Kaf Suresi, 16). Allah, İncil’de de bu gerçeği haber vermiştir:

Siz onlara benzemeyin! Çünkü Allah’ınız nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O’ndan dilemeden önce bilir. (Matta, 6:8)

Allah’ın görmediği hiçbir varlık yoktur. Kendisi’ne hesap vereceğimiz Allah’ın gözleri önünde herşey çıplak ve açıktır.(İbranilere Mektup, 4:13)

[Allah Katında] Belli olmayacak gizli hiçbir şey yoktur, bilinmeyecek ve aydınlığa çıkmayacak saklı birşey yoktur.(Luka, 8:17)

Yüce Allah, bizim içimizdeki her şeyi, gizlediklerimizi de açığa vurduklarımızı da bilir. Allah gizlinin gizlisini bilendir. Aklımızdan geçen düşünceleri, niyetimizi, isteklerimizi her an gören ve duyandır. Allah’tan gizli hiçbir şey yoktur. Allah Kuran’da belirtmiştir: “… gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.”(Bakara Suresi, 33) Yüce Allah bu gerçeği İncil’de de haber vermiştir:

… Yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen herşey –tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar– O’nda yaratıldı. Herşey O’nun tarafından ve O’nun için yaratıldı. Herşeyden önce var olan O’dur ve herşey varlığını O’nda sürdürmektedir. (Pavlus’tan Koloselilere Mektup, 1:16-17)

Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Allah’a dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Allah sizi ödüllendirecektir. (Matta, 6:6)

Beş serçe iki meteliğe satılmıyor mu? Ama bunların bir teki bile Allah Katında unutulmuş değildir. Nitekim başınızdaki saçlar bile tek tek sayılıdır… (Luka, 12:6-7)

Dolayısıyla Allah’a ulaşmak için bir insanın içinden samimi bir dua etmesi yeterlidir. Her nerede olursa olsun, Allah kişiyi mutlaka duyar, görür ve dilediği takdirde onun duasına icabet eder. Allah, her yeri ve her şeyi sarıp kaplamıştır. O, her an bizimle beraberdir. Dolayısıyla söz konusu Hristiyanların bu iddiası –Allah’ın haşa uzakta göklerde olduğu, Hz. İsa (as)’da Zatı olarak tecelli ederek insanlara yakın olduğu iddiası-, Allah’ın kudretini gereği gibi kavrayıp anlamamaktan kaynaklanan ciddi bir yanılgıdır.

Her şeyi yaratan, her şeye ve her yere Hakim olan bir Rabbimiz var. Allah’ın izniyle, Hz. İsa (as)’ın tekrar yeryüzüne gelişi ise çok yakın. Hz. İsa (as) yeryüzüne gelecek ve tüm Hristiyanlar onu sevip bağırlarına basacaklardır. Her şey Hristiyanların lehineyken bu zorlama izahların gereği nedir? Allah’ı insan olarak nitelendirmenin Hristiyanlığa nasıl bir katkısı olabilir? Tam tersine Allah bu tanımlama için Kuran’da, “Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti” (Meryem Suresi, 90) diye haber vermektedir. Hristiyanlar, akılcı değerlendirmeli, Allah’ın yüce kudretine yaraşır bir din anlayışı benimsemelidirler. İncil’de olmayan, dayatma ve baskı ile toplumlara kabul ettirilmiş ve Allah’ın şanına uygun olmayan bir izahın gereksizliğini görmelidirler. Allah’ın oğul edinmeye, insanlarla iletişim için aracılar var etmeye ihtiyacı yoktur (Allah’ı tenzih ederiz). Allah kişi ile kalbi arasındadır, ona şahdamarından daha yakındır. Allah gökte, yerde, insanın yaşamını sürdürdüğü, gördüğü, görmediği her yerdedir. Samimi Hristiyanlar, Allah’ın şanını gereği gibi takdir etmeli, böyle mantıksız ve gereksiz izahlara Allah’ın izin vermeyeceğini bilmelidirler.
 

Hz. İsa’nın gelişini görmek isteyenler, Hıristiyanlıktaki üçleme inancının sonlanması ve tek Allah’a inancın yerleşmesi için çaba harcamalı.

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/31981/Hristiyanlarin-Hz-Isa-(as)nin-Hasa-Allahin-oglu-olduguna-dair-inanclari-buyuk-bir-yanilgidir–2-

Hz. İsa (as) Bu Yüzyılda Gelecektir

Kitabın buraya kadar olan bölümlerinde Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne ikinci kez gelişinin alametlerini gördük. Tüm bu alametlerin birbiri ardısıra gerçekleştiğine, her birinin hadislerde ve Kitab-ı Mukaddes açıklamalarında bildirildiği şekilde meydana geldiğine şahit olduk. Bu alametlerin arka arkaya ve eksiksiz olarak gerçekleşmiş olmasının, içinde bulunduğumuz dönemin Allah’ın büyük bir müjdesinin gerçekleşeceği dönem olduğunu göstermektedir. Ancak tüm bu alametler dışında Peygamberimiz (sav)’in ve büyük İslam alimlerinin ahir zaman ile ilgili kesin tarihler verdikleri açıklamalar da mevcuttur.

İlerleyen sayfalarda göreceğimiz gibi Hicri 1400′lü yıllar, Allah’ın izniyle Hz. İsa (as)’ın tekrar yeryüzüne dönüşü, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı, deccalin çıkması ve Hz. İsa (as)’a yenilmesi, tüm dünyada insanların dalgalar halinde İslam’a yönelmesi gibi büyük olayların gerçekleşeceği olağanüstü bir dönemdir.

Özellikle Hz. Mehdi (as)’ın gelişiyle ilgili hadis-i şeriflerde ve alimlerin açıklamalarında bildirilen çeşitli tarih ve dönemler vardır.

Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) aynı dönemde birarada olacaklarına göre bu tarihler aslında Hz. İsa (as)’ın da yeryüzüne ikinci kez gelişinin zamanını bize bildirmektedir. Bu konuyla ilgili bilgileri ilerleyen sayfalarda maddeler halinde açıklayacağız.