Hz. İsa (as) ölmemiş, Allah’ın Katına yükseltilmiştir

Kuran’da, Hz. İsa (as)’ın öldürülmediği kesin olarak bildirilmektedir:

İncil’deki doğruluğu şüpheli ve çelişkili izahlarla anlatılmış olan Hz. İsa (as)’ın çarmıha gerilişi hakkında doğru bilgiler, Kuran ile verilmektedir. Allah, Kuran’da HZ. İSA (AS)’A YÖNELİK TUZAKLARIN BOZULDUĞU VE ONU KESİN OLARAK ÖLDÜRMEDİKLERİNİ açıkça bildirmiştir:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) OYSA ONU ÖLDÜRMEDİLER VE ONU ASMADILAR. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. ONU KESİN OLARAK ÖLDÜRMEDİLER. (Nisa Suresi, 157)

Kuran’da Hz. İsa (as)’ın öldürülmediği, aynı ayette iki kez özellikle vurgulanmakta ve Hz. İsa (as)’ın öldürüldüğü inancını savunanların “zanna uydukları” belirtilmektedir. Bu, son derece açık bir ifadedir.

 

Allah Kuran’da Hz. İsa (as)’la ilgili ölüm çeşitlerini sayıyor, bunların hiçbiriyle hiçbir şekilde ölmedi buyuruyor.

Adnan Oktar`ın 30 Eylül 2010 tarihli Samsun Aks Tv röportajından

 

Hz. İsa (as)’a benzeyen bir başkası çarmıha gerilmiştir:

Kuran’da aynı ayette Allah, “Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama ONLARA (ONUN) BENZERİ GÖSTERİLDİ.” (Nisa Suresi, 157) diye haber vererek, çarmıha gerilen kişinin Hz. İsa (as)’ın benzeri olan bir başka kişi olduğunu bize bildirmektedir. Hz. İsa (as)’ın yerine çarmıha gerilen kişi, Hz. İsa (as)’a hainlik yapan Yahuda İskaryot (Judas Iskariot)’tur. Allah, çok büyük bir mucize yaratarak Yahuda İskaryot’u Hz. İsa (as)’a benzetmiştir. Hz. İsa (as)’ı çarmıha germek üzere almaya geldikleri sırada orada bulunan Yahuda İskaryot, Hz. İsa (as) zannedildiği için alınıp götürülmüş ve çarmıha gerilmiştir. Ayrıca Yahuda İskaryot’un yüzü kanla kaplandığı için, halk da çarmıha gerilen bu kişinin Hz. İsa (as) olmadığını anlamamıştır. Nisa Suresi 157. ayetin devamında Allah “Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.” diye bildirmektedir. Nitekim İncil’de Hz. İsa (as)’ın sön sözleri olarak aktarılan sözler (“Elohi, Elohi, lema şevaktani” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?) yine aynı yanılgının bir devamıdır ve söz konusu iman bozukluğu ifadeleri tuzakları bozulmuş ve Hz. İsa (as)’ın yerine çarmıha gerilmiş olan Yahuda İskaryot’a aittir. Zaten Allah’ı kalpten seven, Allah’a gönülen boyun eğmiş bir kul olan Hz. İsa (as)’ın bu sözleri asla söylemeyeceği açıktır. Böylesine isyankar ifadelerin bir münafıktan çıkmış olması beklenen bir durumdur.

 

İncil’e göre Yahuda İskaryot’un kayboluşu:

Kuran ayetlerinde anlatılanlara ve çeşitli kaynaklarca da desteklenen bu izahlara paralel olarak, Hz. İsa (as)’ın yerine, ona ihanet eden havarisi Yahuda İskaryot’un çarmıha gerildiğine delil oluşturabilecek İncil pasajları bulunmaktadır. Bu pasajlara göre, söz konusu çarmıha gerilme olayının hemen arkasından Yahuda İskaryot’un tamamen ortadan kaybolduğu dikkat çekmektedir. Çeşitli İncil yazarları bu duruma çeşitli şekillerde açıklama getirmeye çalışmışlar ve bu konuda da çelişkiye düşmüşlerdir. İncil’de Yahuda İskaryot’un kayboluşuna dair birbiriyle çelişen söz konusu açıklamalar şu şekilledir:

Sabah olunca bütün başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. Onu bağladılar ve götürüp Vali Pilatus’a teslim ettiler. İsa’ya ihanet eden Yahuda, onun mahkûm edildiğini görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüşü başkâhinlere ve ileri gelenlere geri götürdü. “Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim” dedi. Onlar ise, “Bundan bize ne? Onu sen düşün” dediler. Yahudaparaları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı. (Matta 27:1-5)

O günlerde Petrus, yaklaşık yüz yirmi kardeşten oluşan bir topluluğun ortasında ayağa kalkıp şöyle konuştu: “Kardeşler… İsa’yı tutuklayanlara kılavuzluk eden Yahuda ile ilgili olarak Davut’un ağzıyla önceden bildirdiği Kutsal Yazı’nın yerine gelmesi gerekiyordu. Yahuda bizden biri sayılmış ve bu hizmette yerini almıştı.”Bu adam, yaptığı kötülüğün karşılığında aldığı ücretle bir tarla satın aldı. Sonra baş aşağı düştü, bedeni yarıldı ve bütün bağırsakları dışarı döküldü.(Elçilerin İşleri 1:15-18)

İncil’deki kimi açıklamalar birbiri ile çelişse de bu konuda mutabık olunan, Yahuda İskaryot’un çarmıha geriliş hadisesinin hemen sonrasında kesin olarak kaybolmuş olmasıdır. Yahuda İskaryot kaybolmuştur, çünkü aslında çarmıha gerilen ve öldürülen kişininin kendisi Yahuda İskaryot’dur. Normal şartlarda zaten Hz. İsa (as)’a fiziksel olarak benzeyen Yahuda İskaryot, sinsi planını gerçekleştireceğini düşündüğü bir zamanda Allah’ın bir mucizesi olarak Hz. İsa (as)’a daha da benzemiş ve askerler yanılarak Hz. İsa (as) yerine onu çarmıha götürmüşlerdir. Bu olayın hemen öncesinde ise Hz. İsa (as), Allah’ın emri ile melekler tarafından göğe, Allah’ın Katına alınmıştır.

 

Kuran’da Allah, Hz. İsa (as)’a yönelik tuzağın “bozulduğunu” haber verir:

Münafıklık yapan Yahuda İskaryot’un öderliğinde inkarcılar Hz. İsa (as) aleyhine bir tuzak kurmuşlardır. Tuzağın amacı, Hz. İsa (as)’ın ölmesidir. Oysa Allah Kuran’da, HZ. İSA (AS)’A KURULAN TUZAĞIN BOZULACAĞINI BİLDİRMİŞTİR. Eğer Hz. İsa (as)’ın ölümü herhangi bir şekilde gerçekleşirse, bu, inkar edenlerin kurdukları tuzağın onların istediği gibi neticelenmesi anlamına gelir, ki bu mümkün değildir. O TUZAK BOZULMUŞTUR. HZ. İSA (AS), HİÇBİR ŞEKİLDE ÖLMEMİŞTİR VE ÖLDÜRÜLMEMİŞTİR. Allah, Kuran’da bu gerçeği şöyle haber verir:

Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol” dediler. “Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz.” ONLAR (İNANMAYANLAR) BİR DÜZEN KURDULAR. ALLAH DA (BUNA KARŞILIK) BİR DÜZEN KURDU. ALLAH, DÜZEN KURUCULARIN EN HAYIRLISIDIR. (Al-i İmran Suresi, 52-54)

Eğer inkarcıların tuzakları gerçekleşmiş olsaydı, bu Kuran’da elbette ki bildirilirdi. Fakat Kuran’da bildirilen, Hz. İsa (as)’a yönelik tuzakların boşa çıktığı ve Hz. İsa (as)’ın Allah’ın Katına yükseltilmiş olduğudur.

Hazreti İsa ölmedi

Adnan Oktar’ın 18 Ocak 2009 tarihli Kanal 35 (İzmir) röportajından

 

Hz. İsa (as)’a yönelik sinsi bir tuzağın bozulmuş olması samimi iman edenler için büyük bir nimettir:

Çok açık delillere rağmen Hz. İsa (as)’ın öldürüldüğü iddiasında ısrarcı davrananlar akılcı düşünmeli ve Kuran’ı her türlü ön yargıdan arınmış, tam vicdan açıklığı ile tekrar okumalıdırlar. Hz. İsa (as) ölmemiştir, onurlu bir şekilde göğe alınmıştır. Samimi bir Hristiyan için Hz. İsa (as)’ın öldüğü iddiasında ısrarcı davranmanın bir anlamı yoktur. Bir Hristiyan için, Hz. İsa (as)’ın ölmediğini, Allah’ın rahmetiyle inkarcıların tuzaklarından kurtulduğunu ve Rabbimiz’in Katında olduğunu bilmek, buna inanmak bir nimettir. Böyle bir müjdeden ısrarla yüz çevirmek, gerçekler gösterildiği halde ısrarla Hz. İsa (as)’ın diri kalmasını istememek garip bir tutumdur.

Bazı Hristiyanlar Hz. İsa (as)’ın ölmediği inancına, Müslümanların, bir peygambere acı çekmeyi yakıştırmadıklarından itiraz ettiklerini iddia etmektedirler. Oysa Müslümanlar buna, Kuran’da belirtildiği için iman ederler. Burada belirtilmesi gereken önemli nokta ise şudur: Elbette Allah, peygamberleri çeşitli acı, zorluk ve imtihanlarla denemiştir. Kimi zaman Allah imtihanın gereği olarak inkarcılara geçici bir zafer de vermiştir. Fakat Allah, hiçbir zaman Peygamberleri de küfrün gözünde acz içinde gösterecek bir duruma müsade etmemiştir. Dolayısıyla böyle bir durumun Hz. İsa (as) için de geçerli olması söz konusu değildir. Hz. İsa (as)’ın ölmediğine inanmak Hristiyanlar için daha güzeldir. Zaten ahir zamanda Hz. İsa (as) tekrar yeryüzüne gönderildiğinde Hristiyanlar onun elinde ve ayaklarında hiçbir yara izi olmadığını göreceklerdir. İçinde bulunduğumuz ahir zamanda Hz. İsa (as), 2000 yıl önceki giysileri, üzerindeki beylik eşyaları ve 2000 yıl önceki parası ile yeryüzüne gelecektir. O zaman Hristiyanların kanaati daha fazla yerine gelmiş olacaktır inşaAllah.

Hz. İsa (as) günahların kefareti olarak öldü iddiasındaki yanılgılar:

Hz. İsa (as)’ın öldürüldüğü iddiasının İncil’e sonradan dahil edilmesinin ve ısrarla ayakta tutulmaya çalışılmasının en büyük sebeplerinden biri, “tüm günahların kefaretinin Hz. İsa (as)’ın ölümü ile ödendiği” şeklindeki bir başka yanlış bakış açısının zeminini oluşturabilmektir. Daha sonraki yazılarımızda detayları anlatılacak olan bu konuyla ilgili olarak burada söylenebilecek en özet açıklama, Kuran’a göre bir insanın günahkar doğmasının imkansız olduğu, birinin asla başkasının günah yükünü yüklenemeyeceği ve herkesin bu dünyada yaptığı her şeyden, yaşadığı her andan kendisinin hesap verecek olmasıdır. Bu Allah’ın adaletine ve dünyanın yaratılış amacına uygun değildir. Dolayısıyla günahlardan muaf bir yaşamın ne Hristiyanlık dininde ne de başka bir dinde geçerliliğinin olması mümkün değildir. Bu iddia, muhtemelen, dinin günlük hayattaki geçerliliğini ve Allah’a iman etmenin getireceği sorumlulukları ortadan kaldırmak amacıyla, Hristiyanlık dinine çeşitli odaklar tarafından dahil edilmiştir. Bunu geçerli kılmak için de söz konusu çevreler tarafından Hz. İsa (as)’ın öldüğü fikrinin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Samimi Hristiyanların, bu inancın yanlışlığını görmeleri gerekmektedir.

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/33044/Hz-Isa-(as)-olmemis-Allahin-Katina-yukseltilmistir

Reklamlar

Ehli Sünnet’in Dört Mezhep İmamı Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geleceğini Müjdelemiştir

Peygamberimiz (s.a.v.)’den aktarılan “tevatür” (kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber”) derecesindeki hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda zuhur edeceği açıkça bildirilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri ve büyük İslam alimlerinin görüşlerinin yanı sıra İslam aleminin dört büyük mezhebinin imamları da Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda çıkacağını müjdelemişlerdir.

• Dört hak mezhepte Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru nasıl müjdelenmiştir?

• Sayın Adnan Oktar bu konuda hangi önemli açıklamalarda bulunmuştur?

4mezhep imam_mehdi_1İslam alemi Peygamberimiz (s.a.v.)-den sonra farklı yönetimlerle idare edilmiştir. Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in vefatıyla birlikte yönetim, halifelere geçmiştir. Sırasıyla Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.)’ın İslam aleminin başında olduğu Dört Halife dönemi toplam 30 yıl sürmüştür. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra İslam aleminin sınırları daha da genişlemiş, pek çok sahabe İslam’ı yeni kabul eden bu ülkelere giderek Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetini anlatmışlardır. Bu şekilde Peygamberimiz (s.a.v.)’in bırakmış olduğu ilim ve hikmet mirası, Ashab-ı Kiram vesilesiyle kendilerinden sonraki nesil olan Tabiin’e (sahabeleri gören kimselere) intikal etmiştir. Tabiin imamları da sahabeler gibi hem Müslümanların dini meselelerindeki sorularını cevaplamış, hem de talebeler yetiştirmişlerdir. Bu talebeleri İslam ahlakı, karşılaşılan yeni meselelere göre hükümleri açıklama, Kuran ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti hakkında eğitmişlerdir. “Tebe-i Tabiin” adı verilen bu yeni neslin içinde Ehl-i Sünnet’in dört hak mezhebinin imamları da bulunmaktadır.

İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Evzaî, İmam Şafiî, Ahmed bin Hanbel ve Süfyan bin Uyeyne (rahmetullahi aleyhim) Tebe-i Tabiin olarak isimlendirilen kişilerdendir. Tabiin alimlerinin sahabelerin fetvalarını toplamaları gibi Tebe-i Tabiin alimleri de Tabii’nin fetvalarını toplamış, aynı zamanda kendileri de fetva vermişlerdir.

Buraya kadar anlatılanlardan anlaşılacağı gibi Asr-ı Saadet ve Dört Halife dönemlerinde herhangi bir mezhebin kurulmasına gerek duyulmamıştır. Çünkü onlar dini doğrudan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den ve Ashabından öğrenmişlerdir. Fakat sonradan çeşitli sapkın akımlar ve bidatçı fırkalar türeyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ve Ashabının yolundan giden rabbani alimler, itikat ve amelde bazı ölçüler tespit etmişlerdir. Doğruyu yanlıştan ayırarak, İslam dinini arınmış bir şekilde insanlığa sunmuşlardır. Böylece Ehl-i Sünnet mezhepleri ortaya çıkmıştır. Ehl-i Sünnet mezheplerinin imamları, Kuran ve sünnette açıkça beyan edilen hükümleri titizlikle uygulatmışlardır. Başta tefsir ve hadis olmak üzere birçok ilmi tahsil etmişler ve kendilerinden sonra gelenlere, ilimlerini Kuran ve sünnetten yani asıl kaynağından almalarını öğütlemişlerdir.

Mezhep İmamları Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunu Müjdelemişlerdir

Ehl-i Sünnet mezhep imamları arasında sünnetin fazileti konusunda tam anlamıyla bir mutabakat vardır. Mezhep imamları bir konu kendilerine ulaştırıldığında ilk önce Kuran’a başvururlardı. Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine bakılırdı. Sünnette de bulunamazsa sahabenin o meseledeki tavrına bakılırdı. Bundan da bir sonuç alınamazsa, içtihat ile karar verilirdi. 

Ehl-i Sünnet itikadındaki bütün mezhep imamlarının müjdeledikleri konulardan biri de Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurudur.

Hz. İsa (a.s.)’ın Nüzulü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın Zuhuru, Ehl-i Sünnet İtikadında “İnkarı Mümkün Olmayan” Konulardır

“…DÜNYANIN ÖMRÜNDEN SADECE BİR GÜN KALSA BİLE, ALLAH BENİM EHL-İ BEYTİM’DEN BİR ADAM GÖNDERECEKTİR. O DÜNYAYI (DAHA ÖNCE) ZULÜMLE OLDUĞU GİBİ ADALETLE DOLDURACAKTIR.” (Sünen Ebu Davud, Cilt 14, s. 402)

4mezhep imam_mehdi_2Bu hadiste belirtildiği gibi Peygamberimiz (s.a.v.) Müslümanlara ahir zamanda gelecek ve zulüm içindeki dünyayı, sevgi ve barış ortamına kavuşturacak olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdelemiştir.  Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in  bu müjdesi Hanefi, Hanbeli, Şafi ve Maliki mezheplerinde Ehl-i Sünnet itikadı olarak sabittir.

Yüzlerce yıldır aynı sağlam itikadı benimsemiş olan Ehl-i Sünnet ulemasından Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu reddeden olmamış, alimlerimiz her devirde, “tam bir uyum içinde” Müslümanları bu konularla müjdelemişlerdir.

Mezhep imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, Hanbeli mezhebinin imamı İmam-ı Hanbel Hazretleri, Maliki mezhebinin imamı İmam-ı Malik Hazretleri, Şafii mezhebinin imamı İmam-ı Şafi Hazretleri Hz. İsa (a.s.)’ın yeniden dünyaya döneceğini, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur edeceğini bildirmişlerdir. Ehl-i Sünnet’in bu dört büyük hak mezhebinin imamlarının hepsi mutlak müçtehiddir. Bu mutlak müçtehidlerin dışında, tüm büyük İslam alimleri de ahir zamanda İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olacağını, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdelemişlerdir.

İçinde bulunduğumuz “ahir zaman” olarak adlandırılan bu dönemde kutlu Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hadislerinde, önce fitnelerin yaşanacağını ancak sonrasında müjdeli günlerin geleceğini bildirmiştir. Resulullah (s.a.v.) ahir zamanı; Kuran ahlakının ve İslam’ın güzelliklerinin dünyanın her yerinde yaygın olarak yaşanacağı günler olarak tarif etmiştir. Günümüzde İslam aleminin zor bir dönemden geçiyor olması da aslında bu müjdeli günlerin arifesinde olduğumuzun bir göstergesidir. Ehl-i Sünnet itikadında önemli bir yer teşkil eden ahir zaman ve bu dönemde olacakların bildirildiği hadisler ve rivayetler hep günümüzü işaret etmekte ve dört mezhep imamı da Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdelemektedir.

Hanefi Mezhebinde Hz. Mehdi (a.s.) İnancı

Yaşadığı yıllarda Ashab-ı Kiram’dan birkaç sahabeyi görme şerefine nail olan, bu nedenle ilmi hüviyeti çok kuvvetli olan İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdeleyen mezhep imamlarımızdandır. Doğrudan sahabelerden ilim ve hadis bilgisi alan biri olması sebebiyle, Ebu Hanife Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun “inkarı mümkün olmayan konu” olduğunu bildirmiş olması son derece önemlidir.

Sayın Adnan Oktar: “Dört Mezhep İmamı da Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geleceğini Kabul Etmiştir”

ADNAN OKTAR: Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerine, dört mezhebe göre hak. İmam-ı Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanefi, hepsi; “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Sen ne diyorsun? “Ben gelmeyecek diyorum” diyorsun sen. Sen hiçbir mezhebi kabul etmiyorsun, hiçbir inancı kabul etmiyor konuma gelmiş oluyorsun. Yani çünkü Caferilik’te de Hz. Mehdi (a.s.) var, Şiilik’te de var Hz. Mehdi (a.s.), Bektaşilik’te, Alevilik’te de var; Hıristiyanlık’ta, Musevilik’te, hepsinde var. Neye göre gelmeyecek diyorsun? Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi Kuran ayetleriyle sabit. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde Hz. İsa (a.s)’ın inişine inanmak vacip. Farz hükmünde yani, dört mezhebe göre. Kuran’da İttihad-ı İslam var. İttihad-ı İslam ne demektir? Mehdiyet demektir. İttihad-ı İslam olduğunda, başındaki kişiye biz ne diyoruz? “Hz. Mehdi (a.s.)” diyoruz. Hatta bunlar sorsunlar, desinler ki; “Müslümanların bir lideri olması gerekiyor mu?” “Külliyen gerek yok” diyeceklerdir. Bak, hahamların lideri oluyor, baş haham oluyor Musevilerde, Hıristiyanların Papa’sı oluyor, masonların meşrik-i azamı var. Herkesin bir başı oluyor. “Müslümanların bir başı, lideri olması gerekmiyor mu?” deyin. “Hayır” diyecekler, “külliyen öyle bir şey yok.” “İttihad-ı İslam’a gerek var mı, Müslümanların birleşmesine?” “Ona da gerek yok” diyecektir. “Hz. Mehdi (a.s.)?” “Hz. Mehdi (a.s.) zaten gelmeyecek” diyor, “Hz. İsa (a.s.) da inmeyecek” diyor. “Ne yapmamız gerekiyor?” “Namazınızı kılın, oturun” mantığı. Yok öyle olmaz. (Sayın Adnan Oktar’ın 26 Temmuz 2011 tarihli A9 TV sohbetinden)

İslam aleminde akaid meselelerin (İslam dininde inanılması farz olan hususlar, iman esasları, dinin temel kural ve hükümlerinin) yazılmış olduğu İmam Ebu Hanife’nin Fıkhu’l Ekber ve Vasiyet adlarını taşıyan risaleleri, Ehl-i  Sünnet için çok önemli kaynak eserlerdendir. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Fıkhul Ekber isimli eseri Ehl-i Sünnet akidesinin temel kitabıdır. Mezhep imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini “inkarı mümkün olmayan konular” olarak bu risalesinde şöyle bildirmektedir:

“Deccal’in ve Yecüc’ün çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa (a.s.)’ın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer kıyamet alametleri haktır ve olacaklardır. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır. Örneğin MEHDİ (A.S.)’IN GELMESİ gibi. Bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi haktırlar ve gerçekleşeceklerdir.”(Fıkhu’l Ekber Tercümesi, İmamı Azam Ebu Hanife, Hazırlayan Ali Rıza Kaşeli, s. 99) 

Ehl-i Sünnet inancındaki dört ana mezhep olan Hanefi, Hanbeli,  Maliki ve Şafi mezhepleri, Hz. İsa (a.s.)’ın ikinci kez gelişi ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru konusunda tam olarak ittifak halindedirler. Şia inancında da Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişine inanmak ana konu olarak ele alınan bir itikat meselesidir. Müslümanların %98’ini oluşturan Sünni ve Şia inancında; Hz. İsa (a.s.)’ın ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın  gelişinin doğruluğu ve kesinliği konusunda hiçbir tereddüt yoktur.

4mezhep imam_mehdi_3Deccal’in, Ye’cüc ve Me’cücün çıkması, güneşin batıdan doğması, HZ. İSA (A.S.)’IN GÖKTEN İNMESİ ve diğer kıyamet alametleri, sahih haberlerde varid olduğu vech ile (güvenilir haberlerden bize ulaştığı şekliyle) haktır, olacaktır.(Ebu Hanife, Nu’man b. Sabit (150/767), Fıkh-ı Ekber, Çeviren: H. Basri Çantay, Ankara, 1982)

KIYAMET KOPACAĞI ZAMAN HZ. İSA (A.S.) YERYÜZÜNE İNECEK. HZ. İSA (A.S.) GELMEDEN ÖNCE HZ. MEHDİ (A.S.) MEKKE VE MEDİNE HAREMLERİNDE ORTAYA ÇIKACAK, SONRA KUDÜS’E GELECEK. ONDAN SONRA DECCAL GELİP, ONUNLA BERABER BULUNACAK, İSA ALEYHİSSELAM DA DIMEŞK’DE DOĞU MİNARESİNDEN İNEREK DECCAL’İ ETKİSİZ HALE GETİRMEYE GELECEK VE DECCAL’İ ORADA BİR DARBE İLE (FİKREN) ETKİSİZ HALE GETİRECEK.

İSA (A.S.) YERYÜZÜNE İNİNCE TUZUN SUDA ERİDİĞİ GİBİ DECCAL DE ERİYİP GİDECEK. BUNDAN SONRA İSA ALEYHİSSELAM MEHDİ (A.S) İLE BULUŞACAK. BU ARADA NAMAZ KILINACAK. MEHDİ (A.S.) NAMAZI KILDIRMASI İÇİN İSA (A.S.)’A İŞARET EDECEK, FAKAT İSA (A.S.); “BU NAMAZ SENİN İÇİN KILINIYOR” DİYEREK MAZERET BİLDİRECEK VE “SEN BU NAMAZI KILDIRMAYA BENDEN DAHA LAYIKSIN” DİYECEK. HZ. İSA ALEYHİSSELAM HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ŞERİATINA UYDUĞU ORTAYA ÇIKSIN DİYE MEHDİ (A.S.)’A UYACAK, BÖYLECE BERABER NAMAZ KILACAKLARDIR.(İmam-ı Azam, Fıkhu’l Ekber, Aliyyül- Kari Şerhi, Tercüme Yunus Vehbi Yavuz, İlaveli 3. baskı, Çağrı Yayınları, s. 284)

Şafii Mezhebinde Hz. Mehdi (a.s.) İnancı

Hicri 150 yılında Gazze’de doğan İmam Şafii’nin  Ebu Hanife’nin vefat ettiği sene doğması İslam alimlerince manidar karşılanmıştır. İmam Şafii Mekke’ye gelerek hadis eğitimi almış, küçük yaşta Kuran’ı ezberlemiş ve İmam Malik’in yanına gelerek fıkhi konuları mükemmel bir biçimde öğrenmiştir. Kuran ve hadis bilgisi mükemmel olan İmam Şafii de Ebu Hanife gibi Hz. Mehdi  (a.s.)’ın zuhurunu müjdelemiştir:

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN VE DECCAL’İN ZUHURLARI. Kıyamete yakın bir zamanda HZ. MEHDİ (A.S) DİYE ANILAN MÜSLÜMAN BİR KUMANDAN ÇIKACAK ve Müslümanların imanlarını tazeleyip, yeryüzünde yaygın bir halde bulunan zulüm ve tecavüzleri kaldırıp yerine hak ve adaleti yerleştirecektir. Birçok hadis ve akide kitaplarında açıkça ifade edildiği gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını müteakip, Deccal diye anılan, bir kumandan çıkar, kumandası altında yetmiş bir muharib (savaşçı) ile İslami faaliyeti durdurmak için harekete geçer ve bunun neticesinde Müslümanlarla çarpışır, önce her ne kadar galip gelirse de, neticede mağlup olacaktır. 

HZ. İSA (A.S.) ALLAH’IN EMRİYLE GÖĞE ÇIKTIĞI GİBİ, KIYAMETE YAKIN BİR ZAMANDA YİNE ALLAH’IN EMRİ İLE YERYÜZÜNE İNECEK VE İSLAM ADALETİNİ TATBİK EDECEKTİR. İmanı zaif olan kimse bunu mümkün görmeyebilir. Fakat Allah’ın kudretine isnad ettikten (bu kudrete atfettikten) sonra gayet kolaydır.”(Büyük Şafii İlmihali, Halil Günenç, ilaveli 2. baskı, s. 23) 

Maliki Mezhebinde Hz. Mehdi (a.s.) İnancı

4mezhep imam_mehdi_4Maliki mezhebinde de Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi en temel inançlardandır. İmam Malik’in en önemli eseri olan El Muvatta’da da Hz. İsa (a.s.)’ın ikinci kez yeryüzüne gelişine ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuruna dikkat çekilmektedir. (El Muvatta, İmam Malik, cilt II)

İbnu Ömer (ra) anlatıyor: “Hayır, Allah’a kasem olsun Resulullah (aleyhissalatu vesselam), HZ. İSA (A.S.)’IN KIZIL ÇEHRELİ OLDUĞUNU SÖYLEMEDİ. 

Ancak şunu söyledi: “Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah’ı tavaf ediyordum. O SIRADA DÜZ SAÇLI, KUMRAL BENİZLİ, BAŞINDAN SU AKAR VAZİYETTE İKİ KİŞİYE DAYANIP ORTALARINDA GİTMEKTE OLAN BİRİSİNİ GÖRDÜM. “Bu kim?” dedim. “MERYEM’İN OĞLU!” dediler. (Buhari, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libas 68, Fiten 26, Muslim, İmam 275,169); Muvatta, Sifatu’n-Nebi 2, (2, 920. *1673)

Hanbeli  Mezhebinde Hz. Mehdi (a.s.) İnancı

Hanbeli mezhebinin kurucusu Ahmed B. Hanbel eserlerinde Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini, Deccal’i fikren öldürüşünü kabul eder. Ahir zaman alametleri ile ilgili çok detaylı bilgiler verir.

Ahmed bin Hanbel Deccal’in şerrinden istiazeyle (Allah’a sığınması ile) ilgili hadisleri naklederek ahir zamanda zuhur edeceğini ve Hz. İsa (a.s.) tarafından fikren öldürüleceğini kabul eder. (İslam Akaidinin Üç Şahsiyeti, Dr. Yusuf Şevki Yavuz, s. 49)

Sayın Adnan Oktar: “Hz. Mehdi (a.s.) inancı tüm Ehl-i Sünnet mezheplerinde vardır”

MUHABİR: Tam olarak benim anlamadığım şey şu aslında hem Hz. İsa (a.s.) gelecek dediniz hem de Hz. Mehdi (a.s.) gelecek dediniz. Nedir bu konu?

Adnan Oktar_Agustos2007_3_09(1)ADNAN OKTAR: Şimdi Türkiye’de var; İslam aleminde de tabi Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini reddeden, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini reddeden insanlar var, böyle düşünceler var. Tabi her inançta olabilir. Fakat Türkiye Sünni inançtadır genellikle. Bir kısmı da Alevidir. Hem Sünni inançta hem Alevi inançta Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişi kesindir. Ebu Hanefi, Ebu Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi; hepsi bu konuda kesin açıklamalarda bulunmuşlardır. Hanefi mezhebi de, Hanbeli mezhebi de, Maliki ve Şafi mezhepleri de Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinin kesin olduğunu Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun da kesin olduğunu söylemişlerdir. Artık burada konu kapanmıştır. Yani  Sünni inançta bu konu kesindir. Ama adam çıkıp da “ben Sünni inançta değilim fakat fikrim de bu” diyorsa buna saygı duyulur, böyle düşünebilir. Ama, “hem Sünniyim, hem Hanefiyim, mezhep imamına bağlıyım ama karşıyım” diyorsa bu olmaz. O zaman o mezhebe bağlı değildir. Yani Sünni değildir. Mesela Aleviler, Caferiler, Şiiler; tamamı Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun varlığına kesinlikle inanırlar. Ve Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulüne, yani gökyüzünden nüzul edeceğine de kesinlikle inanırlar, yani yeryüzüne ineceğine. İki büyük mezhep vardır İslam’da. Şiilik yani Alevilik ve Sünnilik. Her ikisi de ittifak halindedir. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) konusunda her ikisi de  kesin zuhur edecek şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır. O yüzden bu konuda aradan yapılan izahların ilmi bir geçerliliği olmaz. Dolayısıyla bir Sünni’nin böyle bir fikri, düşünceyi kaale alması diye bir konu olmaz. Yahut bir Şii’nin. (Sayın Adnan Oktar’ın Irish Times’la yaptığı 8 Eylül 2008 tarihli sohbetinden)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın Tüm Mezhepleri Ortadan Kaldırarak Dini Özüne Döndüreceğini Bildirmiştir

4mezhep imam_mehdi_5Hz. Mehdi (a.s.)’ın önemli özellikleri arasında “en büyük müceddid” (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi) ve “en büyük müçtehid” (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi)vasıfları da vardır. Bu vasıftaki büyük zatlar, İslam  toplumlarına  örnek  olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm verme vasıflarından dolayı “mezhep önderleri” olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır. Bütün Ehl-i Sünnet, dört mezhep imamının verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bu müçtehid ve müceddidlerin en büyükleri ise Hz. Mehdi (a.s.) olacaktır. Bu da Hz. Mehdi (a.s.)’ın içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm vermeye en yetkili kişi olarak, “tüm mezhepleri kaldıracağını” göstermektedir. Zira en büyük mezhep imamı olduğuna göre zaten tüm diğer mezhepleri kaldırması gerekir. Zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi ise “Fütühat-ül Mekkiye” isimli eserinde bu konuda şöyle bilgi vermiştir:

“… MEHDİ (A.S.), DİNİ PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ZAMANINDA OLDUĞU GİBİ AYNEN UYGULAYACAK. YERYÜZÜNDEN MEZHEPLERİ KALDIRACAK. HALİS HAKİKİ DİNDEN BAŞKA HİÇBİR MEZHEP KALMAYACAK.” (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)

Değerli İslam alimi Hüseyin Hilmi Işık da, Saadet-i Ebediye adlı eserinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliğini şöyle haber vermiştir:

“HAZRET-İ MEHDİ, AHİR ZAMANDA DÜNYAYA GELECEKTİR. RESULLULAH EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN SOYUNDAN OLACAKTIR. İSA ALEYHİSSELAM’LA BULUŞACAK, MEZHEPLERİ KALDIRACAK, YALNIZ ONUN MEZHEBİ KALACAK.”(H. Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, s. 35)

Hz Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin, dört büyük Ehl-i Sünnet mezhebinde (Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi) var olduğunu açıklayan Ehl-i Sünnet alimlerinin sayısı oldukça fazladır:

Hz. Mehdi (a.s.)  ile ilgili hadislerin sayısı çok fazladır. Hem Şii hem de Ehl-i Sünnet kaynakları olmak üzere; iki İslami fırkanın naklettiği hadisler içerisinde çok az konu bu kadar çok sayıya ulaşmıştır. Şiiler’de, Peygamberimiz (s.a.v.)’den ve Ehl-i Beyt imamlarının hepsinden Hz. Mehdi (a.s.) hakkında hadisler aktarılmıştır. Ehl-i Sünnet’in de Resulullah (s.a.v.)’den bu konuda aktardıkları hadisler mütevatir olup, onların ileri gelenlerinin büyük bir bölümü de buna tanıklık etmişlerdir:

Hafız Eskalani “et-Tehzib” c. 9, s. 144’de (Haydar Abad bas.) der ki:

“Hz. Mehdi (a.s.) ve onun Ehl-i Beyt’ten olduğu yedi yıl hükümet edeceği, yeryüzünü adaletle dolduracağı, Hz. İsa (a.s.)’ın onunla birlikte zuhur edeceği, Deccal’i (fikren) öldüreceği, ümmete imamet edeceği ve Hz. İsa (a.s.)’ın onun arkasında namaz kılacağına dair Mustafa salla’llâhu aleyhi ve alih’ten naklolunan hadisler, ravilerinin sayısının çokluğundan mütevatir ve müstefiz (yaygınca bilinen)dir.”

Bunu Suyuti de “el-Havi li-l Fetava” kitabında aynen nakleder İbn-i Hacer-i Heysemi, “Es Savaik”, s. 165 (Mısır bas.) der ki: Ebu Hüseyn-i Acuri şöyle der: Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru, Ehl-i Beyt’ten olduğu, yeryüzünü adaletle dolduracağı, İsa aleyhisselâm’la birlikte zuhur edeceği ve Filistin topraklarındaki “Bab-ı Led” de Deccal’ı (fikren) öldürmek için ona yardım edeceği, ümmete imamet edeceği ve İsa aleyhisselâm’ın da onun arkasında namaz kılacağına dair Mustafa salla’llâhu aleyhi ve alih’ten naklolunan hadisler, ravilerinin sayısının çokluğundan mütevatir ve müstefiz (yaygınca bilinen)dir.”

Şeblenci “Nur-ul Ebsar”, s. 171’de (Mısır Şa’biyye bas.) der ki: 

“Hz. Mehdi (a.s.)’ın Ehl-i Beyt’ten olduğu ve yeryüzünü adaletle dolduracağına dair Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih’ten naklolunan rivayetler mütevatirdir ve Deccal’i (fikren) öldürmek için İsa (a.s.)’a yardım edeceğini bildiren hadisler de mütevatirdir.”

Mısırlı Şeyh Muhammed-i Hanefi “İthaf-u Ehl-il İslam” (el yazma) adlı kitabında der ki:“Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur edeceğine dair, Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih’ten naklolunan hadisler mütevatirdir.”

Muhammed b. Resul Berzenci “el-İşaatu li Eşrat-is Sae” (s. 87, Mısır bas.) adlı kitabında der ki: “Muhammed b. Hasan Esfevi “Menakıb-ı Şafii” adlı kitabında şöyle der: Hz. Mehdi (a.s.) ve onun Peygamber (s.a.v.)’in Ehl-i Beyt’inden olduğuna dair Resulullah (s.a.v.)’den naklolunan rivayetler mütevatirdir.”

Şeyh Muhammed Sabban “İs’afur Rağıbin s.140’da (Mısır bas.) der ki: “Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru, Ehl-i Beyt’ten olduğu, yeryüzünü adaletle dolduracağı ve Filistin’deki “Bab-ı Led”de Deccal’i (fikren) öldürmek için Hz. İsa (a.s.)’a yardım edeceği, ümmete imam olup Hz. İsa (a.s.)’ın onun arkasında namaz kılacağına dair Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih’ten ulaşan hadisler mütevatirdir.”

Süveydi “Sebaik-uz Zeheb” s.78’de (Mısır bas.) der ki: “Alimlerin üzerinde ittifak ettikleri şey şudur ki, Hz. Mehdi (a.s.) ahir zamanda kıyam edecektir ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır.”

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/47881/Ehli-Sunnetin-Dort-Mezhep-Imami-Hz-Mehdi-(as)in-Gelecegini-Mujdelemistir