Hz. İsa (as) ölmemiş, Allah’ın Katına yükseltilmiştir

Kuran’da, Hz. İsa (as)’ın öldürülmediği kesin olarak bildirilmektedir:

İncil’deki doğruluğu şüpheli ve çelişkili izahlarla anlatılmış olan Hz. İsa (as)’ın çarmıha gerilişi hakkında doğru bilgiler, Kuran ile verilmektedir. Allah, Kuran’da HZ. İSA (AS)’A YÖNELİK TUZAKLARIN BOZULDUĞU VE ONU KESİN OLARAK ÖLDÜRMEDİKLERİNİ açıkça bildirmiştir:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) OYSA ONU ÖLDÜRMEDİLER VE ONU ASMADILAR. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. ONU KESİN OLARAK ÖLDÜRMEDİLER. (Nisa Suresi, 157)

Kuran’da Hz. İsa (as)’ın öldürülmediği, aynı ayette iki kez özellikle vurgulanmakta ve Hz. İsa (as)’ın öldürüldüğü inancını savunanların “zanna uydukları” belirtilmektedir. Bu, son derece açık bir ifadedir.

 

Allah Kuran’da Hz. İsa (as)’la ilgili ölüm çeşitlerini sayıyor, bunların hiçbiriyle hiçbir şekilde ölmedi buyuruyor.

Adnan Oktar`ın 30 Eylül 2010 tarihli Samsun Aks Tv röportajından

 

Hz. İsa (as)’a benzeyen bir başkası çarmıha gerilmiştir:

Kuran’da aynı ayette Allah, “Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama ONLARA (ONUN) BENZERİ GÖSTERİLDİ.” (Nisa Suresi, 157) diye haber vererek, çarmıha gerilen kişinin Hz. İsa (as)’ın benzeri olan bir başka kişi olduğunu bize bildirmektedir. Hz. İsa (as)’ın yerine çarmıha gerilen kişi, Hz. İsa (as)’a hainlik yapan Yahuda İskaryot (Judas Iskariot)’tur. Allah, çok büyük bir mucize yaratarak Yahuda İskaryot’u Hz. İsa (as)’a benzetmiştir. Hz. İsa (as)’ı çarmıha germek üzere almaya geldikleri sırada orada bulunan Yahuda İskaryot, Hz. İsa (as) zannedildiği için alınıp götürülmüş ve çarmıha gerilmiştir. Ayrıca Yahuda İskaryot’un yüzü kanla kaplandığı için, halk da çarmıha gerilen bu kişinin Hz. İsa (as) olmadığını anlamamıştır. Nisa Suresi 157. ayetin devamında Allah “Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.” diye bildirmektedir. Nitekim İncil’de Hz. İsa (as)’ın sön sözleri olarak aktarılan sözler (“Elohi, Elohi, lema şevaktani” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?) yine aynı yanılgının bir devamıdır ve söz konusu iman bozukluğu ifadeleri tuzakları bozulmuş ve Hz. İsa (as)’ın yerine çarmıha gerilmiş olan Yahuda İskaryot’a aittir. Zaten Allah’ı kalpten seven, Allah’a gönülen boyun eğmiş bir kul olan Hz. İsa (as)’ın bu sözleri asla söylemeyeceği açıktır. Böylesine isyankar ifadelerin bir münafıktan çıkmış olması beklenen bir durumdur.

 

İncil’e göre Yahuda İskaryot’un kayboluşu:

Kuran ayetlerinde anlatılanlara ve çeşitli kaynaklarca da desteklenen bu izahlara paralel olarak, Hz. İsa (as)’ın yerine, ona ihanet eden havarisi Yahuda İskaryot’un çarmıha gerildiğine delil oluşturabilecek İncil pasajları bulunmaktadır. Bu pasajlara göre, söz konusu çarmıha gerilme olayının hemen arkasından Yahuda İskaryot’un tamamen ortadan kaybolduğu dikkat çekmektedir. Çeşitli İncil yazarları bu duruma çeşitli şekillerde açıklama getirmeye çalışmışlar ve bu konuda da çelişkiye düşmüşlerdir. İncil’de Yahuda İskaryot’un kayboluşuna dair birbiriyle çelişen söz konusu açıklamalar şu şekilledir:

Sabah olunca bütün başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. Onu bağladılar ve götürüp Vali Pilatus’a teslim ettiler. İsa’ya ihanet eden Yahuda, onun mahkûm edildiğini görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüşü başkâhinlere ve ileri gelenlere geri götürdü. “Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim” dedi. Onlar ise, “Bundan bize ne? Onu sen düşün” dediler. Yahudaparaları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı. (Matta 27:1-5)

O günlerde Petrus, yaklaşık yüz yirmi kardeşten oluşan bir topluluğun ortasında ayağa kalkıp şöyle konuştu: “Kardeşler… İsa’yı tutuklayanlara kılavuzluk eden Yahuda ile ilgili olarak Davut’un ağzıyla önceden bildirdiği Kutsal Yazı’nın yerine gelmesi gerekiyordu. Yahuda bizden biri sayılmış ve bu hizmette yerini almıştı.”Bu adam, yaptığı kötülüğün karşılığında aldığı ücretle bir tarla satın aldı. Sonra baş aşağı düştü, bedeni yarıldı ve bütün bağırsakları dışarı döküldü.(Elçilerin İşleri 1:15-18)

İncil’deki kimi açıklamalar birbiri ile çelişse de bu konuda mutabık olunan, Yahuda İskaryot’un çarmıha geriliş hadisesinin hemen sonrasında kesin olarak kaybolmuş olmasıdır. Yahuda İskaryot kaybolmuştur, çünkü aslında çarmıha gerilen ve öldürülen kişininin kendisi Yahuda İskaryot’dur. Normal şartlarda zaten Hz. İsa (as)’a fiziksel olarak benzeyen Yahuda İskaryot, sinsi planını gerçekleştireceğini düşündüğü bir zamanda Allah’ın bir mucizesi olarak Hz. İsa (as)’a daha da benzemiş ve askerler yanılarak Hz. İsa (as) yerine onu çarmıha götürmüşlerdir. Bu olayın hemen öncesinde ise Hz. İsa (as), Allah’ın emri ile melekler tarafından göğe, Allah’ın Katına alınmıştır.

 

Kuran’da Allah, Hz. İsa (as)’a yönelik tuzağın “bozulduğunu” haber verir:

Münafıklık yapan Yahuda İskaryot’un öderliğinde inkarcılar Hz. İsa (as) aleyhine bir tuzak kurmuşlardır. Tuzağın amacı, Hz. İsa (as)’ın ölmesidir. Oysa Allah Kuran’da, HZ. İSA (AS)’A KURULAN TUZAĞIN BOZULACAĞINI BİLDİRMİŞTİR. Eğer Hz. İsa (as)’ın ölümü herhangi bir şekilde gerçekleşirse, bu, inkar edenlerin kurdukları tuzağın onların istediği gibi neticelenmesi anlamına gelir, ki bu mümkün değildir. O TUZAK BOZULMUŞTUR. HZ. İSA (AS), HİÇBİR ŞEKİLDE ÖLMEMİŞTİR VE ÖLDÜRÜLMEMİŞTİR. Allah, Kuran’da bu gerçeği şöyle haber verir:

Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol” dediler. “Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz.” ONLAR (İNANMAYANLAR) BİR DÜZEN KURDULAR. ALLAH DA (BUNA KARŞILIK) BİR DÜZEN KURDU. ALLAH, DÜZEN KURUCULARIN EN HAYIRLISIDIR. (Al-i İmran Suresi, 52-54)

Eğer inkarcıların tuzakları gerçekleşmiş olsaydı, bu Kuran’da elbette ki bildirilirdi. Fakat Kuran’da bildirilen, Hz. İsa (as)’a yönelik tuzakların boşa çıktığı ve Hz. İsa (as)’ın Allah’ın Katına yükseltilmiş olduğudur.

Hazreti İsa ölmedi

Adnan Oktar’ın 18 Ocak 2009 tarihli Kanal 35 (İzmir) röportajından

 

Hz. İsa (as)’a yönelik sinsi bir tuzağın bozulmuş olması samimi iman edenler için büyük bir nimettir:

Çok açık delillere rağmen Hz. İsa (as)’ın öldürüldüğü iddiasında ısrarcı davrananlar akılcı düşünmeli ve Kuran’ı her türlü ön yargıdan arınmış, tam vicdan açıklığı ile tekrar okumalıdırlar. Hz. İsa (as) ölmemiştir, onurlu bir şekilde göğe alınmıştır. Samimi bir Hristiyan için Hz. İsa (as)’ın öldüğü iddiasında ısrarcı davranmanın bir anlamı yoktur. Bir Hristiyan için, Hz. İsa (as)’ın ölmediğini, Allah’ın rahmetiyle inkarcıların tuzaklarından kurtulduğunu ve Rabbimiz’in Katında olduğunu bilmek, buna inanmak bir nimettir. Böyle bir müjdeden ısrarla yüz çevirmek, gerçekler gösterildiği halde ısrarla Hz. İsa (as)’ın diri kalmasını istememek garip bir tutumdur.

Bazı Hristiyanlar Hz. İsa (as)’ın ölmediği inancına, Müslümanların, bir peygambere acı çekmeyi yakıştırmadıklarından itiraz ettiklerini iddia etmektedirler. Oysa Müslümanlar buna, Kuran’da belirtildiği için iman ederler. Burada belirtilmesi gereken önemli nokta ise şudur: Elbette Allah, peygamberleri çeşitli acı, zorluk ve imtihanlarla denemiştir. Kimi zaman Allah imtihanın gereği olarak inkarcılara geçici bir zafer de vermiştir. Fakat Allah, hiçbir zaman Peygamberleri de küfrün gözünde acz içinde gösterecek bir duruma müsade etmemiştir. Dolayısıyla böyle bir durumun Hz. İsa (as) için de geçerli olması söz konusu değildir. Hz. İsa (as)’ın ölmediğine inanmak Hristiyanlar için daha güzeldir. Zaten ahir zamanda Hz. İsa (as) tekrar yeryüzüne gönderildiğinde Hristiyanlar onun elinde ve ayaklarında hiçbir yara izi olmadığını göreceklerdir. İçinde bulunduğumuz ahir zamanda Hz. İsa (as), 2000 yıl önceki giysileri, üzerindeki beylik eşyaları ve 2000 yıl önceki parası ile yeryüzüne gelecektir. O zaman Hristiyanların kanaati daha fazla yerine gelmiş olacaktır inşaAllah.

Hz. İsa (as) günahların kefareti olarak öldü iddiasındaki yanılgılar:

Hz. İsa (as)’ın öldürüldüğü iddiasının İncil’e sonradan dahil edilmesinin ve ısrarla ayakta tutulmaya çalışılmasının en büyük sebeplerinden biri, “tüm günahların kefaretinin Hz. İsa (as)’ın ölümü ile ödendiği” şeklindeki bir başka yanlış bakış açısının zeminini oluşturabilmektir. Daha sonraki yazılarımızda detayları anlatılacak olan bu konuyla ilgili olarak burada söylenebilecek en özet açıklama, Kuran’a göre bir insanın günahkar doğmasının imkansız olduğu, birinin asla başkasının günah yükünü yüklenemeyeceği ve herkesin bu dünyada yaptığı her şeyden, yaşadığı her andan kendisinin hesap verecek olmasıdır. Bu Allah’ın adaletine ve dünyanın yaratılış amacına uygun değildir. Dolayısıyla günahlardan muaf bir yaşamın ne Hristiyanlık dininde ne de başka bir dinde geçerliliğinin olması mümkün değildir. Bu iddia, muhtemelen, dinin günlük hayattaki geçerliliğini ve Allah’a iman etmenin getireceği sorumlulukları ortadan kaldırmak amacıyla, Hristiyanlık dinine çeşitli odaklar tarafından dahil edilmiştir. Bunu geçerli kılmak için de söz konusu çevreler tarafından Hz. İsa (as)’ın öldüğü fikrinin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Samimi Hristiyanların, bu inancın yanlışlığını görmeleri gerekmektedir.

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/33044/Hz-Isa-(as)-olmemis-Allahin-Katina-yukseltilmistir

Reklamlar

Ehli Sünnet’in Dört Mezhep İmamı Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geleceğini Müjdelemiştir

Peygamberimiz (s.a.v.)’den aktarılan “tevatür” (kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber”) derecesindeki hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda zuhur edeceği açıkça bildirilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri ve büyük İslam alimlerinin görüşlerinin yanı sıra İslam aleminin dört büyük mezhebinin imamları da Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda çıkacağını müjdelemişlerdir.

• Dört hak mezhepte Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru nasıl müjdelenmiştir?

• Sayın Adnan Oktar bu konuda hangi önemli açıklamalarda bulunmuştur?

4mezhep imam_mehdi_1İslam alemi Peygamberimiz (s.a.v.)-den sonra farklı yönetimlerle idare edilmiştir. Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in vefatıyla birlikte yönetim, halifelere geçmiştir. Sırasıyla Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.)’ın İslam aleminin başında olduğu Dört Halife dönemi toplam 30 yıl sürmüştür. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra İslam aleminin sınırları daha da genişlemiş, pek çok sahabe İslam’ı yeni kabul eden bu ülkelere giderek Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetini anlatmışlardır. Bu şekilde Peygamberimiz (s.a.v.)’in bırakmış olduğu ilim ve hikmet mirası, Ashab-ı Kiram vesilesiyle kendilerinden sonraki nesil olan Tabiin’e (sahabeleri gören kimselere) intikal etmiştir. Tabiin imamları da sahabeler gibi hem Müslümanların dini meselelerindeki sorularını cevaplamış, hem de talebeler yetiştirmişlerdir. Bu talebeleri İslam ahlakı, karşılaşılan yeni meselelere göre hükümleri açıklama, Kuran ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti hakkında eğitmişlerdir. “Tebe-i Tabiin” adı verilen bu yeni neslin içinde Ehl-i Sünnet’in dört hak mezhebinin imamları da bulunmaktadır.

İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Evzaî, İmam Şafiî, Ahmed bin Hanbel ve Süfyan bin Uyeyne (rahmetullahi aleyhim) Tebe-i Tabiin olarak isimlendirilen kişilerdendir. Tabiin alimlerinin sahabelerin fetvalarını toplamaları gibi Tebe-i Tabiin alimleri de Tabii’nin fetvalarını toplamış, aynı zamanda kendileri de fetva vermişlerdir.

Buraya kadar anlatılanlardan anlaşılacağı gibi Asr-ı Saadet ve Dört Halife dönemlerinde herhangi bir mezhebin kurulmasına gerek duyulmamıştır. Çünkü onlar dini doğrudan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den ve Ashabından öğrenmişlerdir. Fakat sonradan çeşitli sapkın akımlar ve bidatçı fırkalar türeyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ve Ashabının yolundan giden rabbani alimler, itikat ve amelde bazı ölçüler tespit etmişlerdir. Doğruyu yanlıştan ayırarak, İslam dinini arınmış bir şekilde insanlığa sunmuşlardır. Böylece Ehl-i Sünnet mezhepleri ortaya çıkmıştır. Ehl-i Sünnet mezheplerinin imamları, Kuran ve sünnette açıkça beyan edilen hükümleri titizlikle uygulatmışlardır. Başta tefsir ve hadis olmak üzere birçok ilmi tahsil etmişler ve kendilerinden sonra gelenlere, ilimlerini Kuran ve sünnetten yani asıl kaynağından almalarını öğütlemişlerdir.

Mezhep İmamları Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunu Müjdelemişlerdir

Ehl-i Sünnet mezhep imamları arasında sünnetin fazileti konusunda tam anlamıyla bir mutabakat vardır. Mezhep imamları bir konu kendilerine ulaştırıldığında ilk önce Kuran’a başvururlardı. Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine bakılırdı. Sünnette de bulunamazsa sahabenin o meseledeki tavrına bakılırdı. Bundan da bir sonuç alınamazsa, içtihat ile karar verilirdi. 

Ehl-i Sünnet itikadındaki bütün mezhep imamlarının müjdeledikleri konulardan biri de Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurudur.

Hz. İsa (a.s.)’ın Nüzulü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın Zuhuru, Ehl-i Sünnet İtikadında “İnkarı Mümkün Olmayan” Konulardır

“…DÜNYANIN ÖMRÜNDEN SADECE BİR GÜN KALSA BİLE, ALLAH BENİM EHL-İ BEYTİM’DEN BİR ADAM GÖNDERECEKTİR. O DÜNYAYI (DAHA ÖNCE) ZULÜMLE OLDUĞU GİBİ ADALETLE DOLDURACAKTIR.” (Sünen Ebu Davud, Cilt 14, s. 402)

4mezhep imam_mehdi_2Bu hadiste belirtildiği gibi Peygamberimiz (s.a.v.) Müslümanlara ahir zamanda gelecek ve zulüm içindeki dünyayı, sevgi ve barış ortamına kavuşturacak olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdelemiştir.  Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in  bu müjdesi Hanefi, Hanbeli, Şafi ve Maliki mezheplerinde Ehl-i Sünnet itikadı olarak sabittir.

Yüzlerce yıldır aynı sağlam itikadı benimsemiş olan Ehl-i Sünnet ulemasından Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu reddeden olmamış, alimlerimiz her devirde, “tam bir uyum içinde” Müslümanları bu konularla müjdelemişlerdir.

Mezhep imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, Hanbeli mezhebinin imamı İmam-ı Hanbel Hazretleri, Maliki mezhebinin imamı İmam-ı Malik Hazretleri, Şafii mezhebinin imamı İmam-ı Şafi Hazretleri Hz. İsa (a.s.)’ın yeniden dünyaya döneceğini, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur edeceğini bildirmişlerdir. Ehl-i Sünnet’in bu dört büyük hak mezhebinin imamlarının hepsi mutlak müçtehiddir. Bu mutlak müçtehidlerin dışında, tüm büyük İslam alimleri de ahir zamanda İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olacağını, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdelemişlerdir.

İçinde bulunduğumuz “ahir zaman” olarak adlandırılan bu dönemde kutlu Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hadislerinde, önce fitnelerin yaşanacağını ancak sonrasında müjdeli günlerin geleceğini bildirmiştir. Resulullah (s.a.v.) ahir zamanı; Kuran ahlakının ve İslam’ın güzelliklerinin dünyanın her yerinde yaygın olarak yaşanacağı günler olarak tarif etmiştir. Günümüzde İslam aleminin zor bir dönemden geçiyor olması da aslında bu müjdeli günlerin arifesinde olduğumuzun bir göstergesidir. Ehl-i Sünnet itikadında önemli bir yer teşkil eden ahir zaman ve bu dönemde olacakların bildirildiği hadisler ve rivayetler hep günümüzü işaret etmekte ve dört mezhep imamı da Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdelemektedir.

Hanefi Mezhebinde Hz. Mehdi (a.s.) İnancı

Yaşadığı yıllarda Ashab-ı Kiram’dan birkaç sahabeyi görme şerefine nail olan, bu nedenle ilmi hüviyeti çok kuvvetli olan İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdeleyen mezhep imamlarımızdandır. Doğrudan sahabelerden ilim ve hadis bilgisi alan biri olması sebebiyle, Ebu Hanife Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun “inkarı mümkün olmayan konu” olduğunu bildirmiş olması son derece önemlidir.

Sayın Adnan Oktar: “Dört Mezhep İmamı da Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geleceğini Kabul Etmiştir”

ADNAN OKTAR: Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerine, dört mezhebe göre hak. İmam-ı Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanefi, hepsi; “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Sen ne diyorsun? “Ben gelmeyecek diyorum” diyorsun sen. Sen hiçbir mezhebi kabul etmiyorsun, hiçbir inancı kabul etmiyor konuma gelmiş oluyorsun. Yani çünkü Caferilik’te de Hz. Mehdi (a.s.) var, Şiilik’te de var Hz. Mehdi (a.s.), Bektaşilik’te, Alevilik’te de var; Hıristiyanlık’ta, Musevilik’te, hepsinde var. Neye göre gelmeyecek diyorsun? Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi Kuran ayetleriyle sabit. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde Hz. İsa (a.s)’ın inişine inanmak vacip. Farz hükmünde yani, dört mezhebe göre. Kuran’da İttihad-ı İslam var. İttihad-ı İslam ne demektir? Mehdiyet demektir. İttihad-ı İslam olduğunda, başındaki kişiye biz ne diyoruz? “Hz. Mehdi (a.s.)” diyoruz. Hatta bunlar sorsunlar, desinler ki; “Müslümanların bir lideri olması gerekiyor mu?” “Külliyen gerek yok” diyeceklerdir. Bak, hahamların lideri oluyor, baş haham oluyor Musevilerde, Hıristiyanların Papa’sı oluyor, masonların meşrik-i azamı var. Herkesin bir başı oluyor. “Müslümanların bir başı, lideri olması gerekmiyor mu?” deyin. “Hayır” diyecekler, “külliyen öyle bir şey yok.” “İttihad-ı İslam’a gerek var mı, Müslümanların birleşmesine?” “Ona da gerek yok” diyecektir. “Hz. Mehdi (a.s.)?” “Hz. Mehdi (a.s.) zaten gelmeyecek” diyor, “Hz. İsa (a.s.) da inmeyecek” diyor. “Ne yapmamız gerekiyor?” “Namazınızı kılın, oturun” mantığı. Yok öyle olmaz. (Sayın Adnan Oktar’ın 26 Temmuz 2011 tarihli A9 TV sohbetinden)

İslam aleminde akaid meselelerin (İslam dininde inanılması farz olan hususlar, iman esasları, dinin temel kural ve hükümlerinin) yazılmış olduğu İmam Ebu Hanife’nin Fıkhu’l Ekber ve Vasiyet adlarını taşıyan risaleleri, Ehl-i  Sünnet için çok önemli kaynak eserlerdendir. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Fıkhul Ekber isimli eseri Ehl-i Sünnet akidesinin temel kitabıdır. Mezhep imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünü ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini “inkarı mümkün olmayan konular” olarak bu risalesinde şöyle bildirmektedir:

“Deccal’in ve Yecüc’ün çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa (a.s.)’ın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer kıyamet alametleri haktır ve olacaklardır. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır. Örneğin MEHDİ (A.S.)’IN GELMESİ gibi. Bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi haktırlar ve gerçekleşeceklerdir.”(Fıkhu’l Ekber Tercümesi, İmamı Azam Ebu Hanife, Hazırlayan Ali Rıza Kaşeli, s. 99) 

Ehl-i Sünnet inancındaki dört ana mezhep olan Hanefi, Hanbeli,  Maliki ve Şafi mezhepleri, Hz. İsa (a.s.)’ın ikinci kez gelişi ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru konusunda tam olarak ittifak halindedirler. Şia inancında da Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişine inanmak ana konu olarak ele alınan bir itikat meselesidir. Müslümanların %98’ini oluşturan Sünni ve Şia inancında; Hz. İsa (a.s.)’ın ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın  gelişinin doğruluğu ve kesinliği konusunda hiçbir tereddüt yoktur.

4mezhep imam_mehdi_3Deccal’in, Ye’cüc ve Me’cücün çıkması, güneşin batıdan doğması, HZ. İSA (A.S.)’IN GÖKTEN İNMESİ ve diğer kıyamet alametleri, sahih haberlerde varid olduğu vech ile (güvenilir haberlerden bize ulaştığı şekliyle) haktır, olacaktır.(Ebu Hanife, Nu’man b. Sabit (150/767), Fıkh-ı Ekber, Çeviren: H. Basri Çantay, Ankara, 1982)

KIYAMET KOPACAĞI ZAMAN HZ. İSA (A.S.) YERYÜZÜNE İNECEK. HZ. İSA (A.S.) GELMEDEN ÖNCE HZ. MEHDİ (A.S.) MEKKE VE MEDİNE HAREMLERİNDE ORTAYA ÇIKACAK, SONRA KUDÜS’E GELECEK. ONDAN SONRA DECCAL GELİP, ONUNLA BERABER BULUNACAK, İSA ALEYHİSSELAM DA DIMEŞK’DE DOĞU MİNARESİNDEN İNEREK DECCAL’İ ETKİSİZ HALE GETİRMEYE GELECEK VE DECCAL’İ ORADA BİR DARBE İLE (FİKREN) ETKİSİZ HALE GETİRECEK.

İSA (A.S.) YERYÜZÜNE İNİNCE TUZUN SUDA ERİDİĞİ GİBİ DECCAL DE ERİYİP GİDECEK. BUNDAN SONRA İSA ALEYHİSSELAM MEHDİ (A.S) İLE BULUŞACAK. BU ARADA NAMAZ KILINACAK. MEHDİ (A.S.) NAMAZI KILDIRMASI İÇİN İSA (A.S.)’A İŞARET EDECEK, FAKAT İSA (A.S.); “BU NAMAZ SENİN İÇİN KILINIYOR” DİYEREK MAZERET BİLDİRECEK VE “SEN BU NAMAZI KILDIRMAYA BENDEN DAHA LAYIKSIN” DİYECEK. HZ. İSA ALEYHİSSELAM HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ŞERİATINA UYDUĞU ORTAYA ÇIKSIN DİYE MEHDİ (A.S.)’A UYACAK, BÖYLECE BERABER NAMAZ KILACAKLARDIR.(İmam-ı Azam, Fıkhu’l Ekber, Aliyyül- Kari Şerhi, Tercüme Yunus Vehbi Yavuz, İlaveli 3. baskı, Çağrı Yayınları, s. 284)

Şafii Mezhebinde Hz. Mehdi (a.s.) İnancı

Hicri 150 yılında Gazze’de doğan İmam Şafii’nin  Ebu Hanife’nin vefat ettiği sene doğması İslam alimlerince manidar karşılanmıştır. İmam Şafii Mekke’ye gelerek hadis eğitimi almış, küçük yaşta Kuran’ı ezberlemiş ve İmam Malik’in yanına gelerek fıkhi konuları mükemmel bir biçimde öğrenmiştir. Kuran ve hadis bilgisi mükemmel olan İmam Şafii de Ebu Hanife gibi Hz. Mehdi  (a.s.)’ın zuhurunu müjdelemiştir:

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN VE DECCAL’İN ZUHURLARI. Kıyamete yakın bir zamanda HZ. MEHDİ (A.S) DİYE ANILAN MÜSLÜMAN BİR KUMANDAN ÇIKACAK ve Müslümanların imanlarını tazeleyip, yeryüzünde yaygın bir halde bulunan zulüm ve tecavüzleri kaldırıp yerine hak ve adaleti yerleştirecektir. Birçok hadis ve akide kitaplarında açıkça ifade edildiği gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını müteakip, Deccal diye anılan, bir kumandan çıkar, kumandası altında yetmiş bir muharib (savaşçı) ile İslami faaliyeti durdurmak için harekete geçer ve bunun neticesinde Müslümanlarla çarpışır, önce her ne kadar galip gelirse de, neticede mağlup olacaktır. 

HZ. İSA (A.S.) ALLAH’IN EMRİYLE GÖĞE ÇIKTIĞI GİBİ, KIYAMETE YAKIN BİR ZAMANDA YİNE ALLAH’IN EMRİ İLE YERYÜZÜNE İNECEK VE İSLAM ADALETİNİ TATBİK EDECEKTİR. İmanı zaif olan kimse bunu mümkün görmeyebilir. Fakat Allah’ın kudretine isnad ettikten (bu kudrete atfettikten) sonra gayet kolaydır.”(Büyük Şafii İlmihali, Halil Günenç, ilaveli 2. baskı, s. 23) 

Maliki Mezhebinde Hz. Mehdi (a.s.) İnancı

4mezhep imam_mehdi_4Maliki mezhebinde de Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi en temel inançlardandır. İmam Malik’in en önemli eseri olan El Muvatta’da da Hz. İsa (a.s.)’ın ikinci kez yeryüzüne gelişine ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuruna dikkat çekilmektedir. (El Muvatta, İmam Malik, cilt II)

İbnu Ömer (ra) anlatıyor: “Hayır, Allah’a kasem olsun Resulullah (aleyhissalatu vesselam), HZ. İSA (A.S.)’IN KIZIL ÇEHRELİ OLDUĞUNU SÖYLEMEDİ. 

Ancak şunu söyledi: “Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah’ı tavaf ediyordum. O SIRADA DÜZ SAÇLI, KUMRAL BENİZLİ, BAŞINDAN SU AKAR VAZİYETTE İKİ KİŞİYE DAYANIP ORTALARINDA GİTMEKTE OLAN BİRİSİNİ GÖRDÜM. “Bu kim?” dedim. “MERYEM’İN OĞLU!” dediler. (Buhari, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libas 68, Fiten 26, Muslim, İmam 275,169); Muvatta, Sifatu’n-Nebi 2, (2, 920. *1673)

Hanbeli  Mezhebinde Hz. Mehdi (a.s.) İnancı

Hanbeli mezhebinin kurucusu Ahmed B. Hanbel eserlerinde Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini, Deccal’i fikren öldürüşünü kabul eder. Ahir zaman alametleri ile ilgili çok detaylı bilgiler verir.

Ahmed bin Hanbel Deccal’in şerrinden istiazeyle (Allah’a sığınması ile) ilgili hadisleri naklederek ahir zamanda zuhur edeceğini ve Hz. İsa (a.s.) tarafından fikren öldürüleceğini kabul eder. (İslam Akaidinin Üç Şahsiyeti, Dr. Yusuf Şevki Yavuz, s. 49)

Sayın Adnan Oktar: “Hz. Mehdi (a.s.) inancı tüm Ehl-i Sünnet mezheplerinde vardır”

MUHABİR: Tam olarak benim anlamadığım şey şu aslında hem Hz. İsa (a.s.) gelecek dediniz hem de Hz. Mehdi (a.s.) gelecek dediniz. Nedir bu konu?

Adnan Oktar_Agustos2007_3_09(1)ADNAN OKTAR: Şimdi Türkiye’de var; İslam aleminde de tabi Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini reddeden, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini reddeden insanlar var, böyle düşünceler var. Tabi her inançta olabilir. Fakat Türkiye Sünni inançtadır genellikle. Bir kısmı da Alevidir. Hem Sünni inançta hem Alevi inançta Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişi kesindir. Ebu Hanefi, Ebu Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi; hepsi bu konuda kesin açıklamalarda bulunmuşlardır. Hanefi mezhebi de, Hanbeli mezhebi de, Maliki ve Şafi mezhepleri de Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinin kesin olduğunu Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun da kesin olduğunu söylemişlerdir. Artık burada konu kapanmıştır. Yani  Sünni inançta bu konu kesindir. Ama adam çıkıp da “ben Sünni inançta değilim fakat fikrim de bu” diyorsa buna saygı duyulur, böyle düşünebilir. Ama, “hem Sünniyim, hem Hanefiyim, mezhep imamına bağlıyım ama karşıyım” diyorsa bu olmaz. O zaman o mezhebe bağlı değildir. Yani Sünni değildir. Mesela Aleviler, Caferiler, Şiiler; tamamı Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun varlığına kesinlikle inanırlar. Ve Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulüne, yani gökyüzünden nüzul edeceğine de kesinlikle inanırlar, yani yeryüzüne ineceğine. İki büyük mezhep vardır İslam’da. Şiilik yani Alevilik ve Sünnilik. Her ikisi de ittifak halindedir. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) konusunda her ikisi de  kesin zuhur edecek şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır. O yüzden bu konuda aradan yapılan izahların ilmi bir geçerliliği olmaz. Dolayısıyla bir Sünni’nin böyle bir fikri, düşünceyi kaale alması diye bir konu olmaz. Yahut bir Şii’nin. (Sayın Adnan Oktar’ın Irish Times’la yaptığı 8 Eylül 2008 tarihli sohbetinden)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın Tüm Mezhepleri Ortadan Kaldırarak Dini Özüne Döndüreceğini Bildirmiştir

4mezhep imam_mehdi_5Hz. Mehdi (a.s.)’ın önemli özellikleri arasında “en büyük müceddid” (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi) ve “en büyük müçtehid” (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi)vasıfları da vardır. Bu vasıftaki büyük zatlar, İslam  toplumlarına  örnek  olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm verme vasıflarından dolayı “mezhep önderleri” olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır. Bütün Ehl-i Sünnet, dört mezhep imamının verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bu müçtehid ve müceddidlerin en büyükleri ise Hz. Mehdi (a.s.) olacaktır. Bu da Hz. Mehdi (a.s.)’ın içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm vermeye en yetkili kişi olarak, “tüm mezhepleri kaldıracağını” göstermektedir. Zira en büyük mezhep imamı olduğuna göre zaten tüm diğer mezhepleri kaldırması gerekir. Zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi ise “Fütühat-ül Mekkiye” isimli eserinde bu konuda şöyle bilgi vermiştir:

“… MEHDİ (A.S.), DİNİ PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ZAMANINDA OLDUĞU GİBİ AYNEN UYGULAYACAK. YERYÜZÜNDEN MEZHEPLERİ KALDIRACAK. HALİS HAKİKİ DİNDEN BAŞKA HİÇBİR MEZHEP KALMAYACAK.” (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)

Değerli İslam alimi Hüseyin Hilmi Işık da, Saadet-i Ebediye adlı eserinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliğini şöyle haber vermiştir:

“HAZRET-İ MEHDİ, AHİR ZAMANDA DÜNYAYA GELECEKTİR. RESULLULAH EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN SOYUNDAN OLACAKTIR. İSA ALEYHİSSELAM’LA BULUŞACAK, MEZHEPLERİ KALDIRACAK, YALNIZ ONUN MEZHEBİ KALACAK.”(H. Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, s. 35)

Hz Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin, dört büyük Ehl-i Sünnet mezhebinde (Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi) var olduğunu açıklayan Ehl-i Sünnet alimlerinin sayısı oldukça fazladır:

Hz. Mehdi (a.s.)  ile ilgili hadislerin sayısı çok fazladır. Hem Şii hem de Ehl-i Sünnet kaynakları olmak üzere; iki İslami fırkanın naklettiği hadisler içerisinde çok az konu bu kadar çok sayıya ulaşmıştır. Şiiler’de, Peygamberimiz (s.a.v.)’den ve Ehl-i Beyt imamlarının hepsinden Hz. Mehdi (a.s.) hakkında hadisler aktarılmıştır. Ehl-i Sünnet’in de Resulullah (s.a.v.)’den bu konuda aktardıkları hadisler mütevatir olup, onların ileri gelenlerinin büyük bir bölümü de buna tanıklık etmişlerdir:

Hafız Eskalani “et-Tehzib” c. 9, s. 144’de (Haydar Abad bas.) der ki:

“Hz. Mehdi (a.s.) ve onun Ehl-i Beyt’ten olduğu yedi yıl hükümet edeceği, yeryüzünü adaletle dolduracağı, Hz. İsa (a.s.)’ın onunla birlikte zuhur edeceği, Deccal’i (fikren) öldüreceği, ümmete imamet edeceği ve Hz. İsa (a.s.)’ın onun arkasında namaz kılacağına dair Mustafa salla’llâhu aleyhi ve alih’ten naklolunan hadisler, ravilerinin sayısının çokluğundan mütevatir ve müstefiz (yaygınca bilinen)dir.”

Bunu Suyuti de “el-Havi li-l Fetava” kitabında aynen nakleder İbn-i Hacer-i Heysemi, “Es Savaik”, s. 165 (Mısır bas.) der ki: Ebu Hüseyn-i Acuri şöyle der: Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru, Ehl-i Beyt’ten olduğu, yeryüzünü adaletle dolduracağı, İsa aleyhisselâm’la birlikte zuhur edeceği ve Filistin topraklarındaki “Bab-ı Led” de Deccal’ı (fikren) öldürmek için ona yardım edeceği, ümmete imamet edeceği ve İsa aleyhisselâm’ın da onun arkasında namaz kılacağına dair Mustafa salla’llâhu aleyhi ve alih’ten naklolunan hadisler, ravilerinin sayısının çokluğundan mütevatir ve müstefiz (yaygınca bilinen)dir.”

Şeblenci “Nur-ul Ebsar”, s. 171’de (Mısır Şa’biyye bas.) der ki: 

“Hz. Mehdi (a.s.)’ın Ehl-i Beyt’ten olduğu ve yeryüzünü adaletle dolduracağına dair Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih’ten naklolunan rivayetler mütevatirdir ve Deccal’i (fikren) öldürmek için İsa (a.s.)’a yardım edeceğini bildiren hadisler de mütevatirdir.”

Mısırlı Şeyh Muhammed-i Hanefi “İthaf-u Ehl-il İslam” (el yazma) adlı kitabında der ki:“Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur edeceğine dair, Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih’ten naklolunan hadisler mütevatirdir.”

Muhammed b. Resul Berzenci “el-İşaatu li Eşrat-is Sae” (s. 87, Mısır bas.) adlı kitabında der ki: “Muhammed b. Hasan Esfevi “Menakıb-ı Şafii” adlı kitabında şöyle der: Hz. Mehdi (a.s.) ve onun Peygamber (s.a.v.)’in Ehl-i Beyt’inden olduğuna dair Resulullah (s.a.v.)’den naklolunan rivayetler mütevatirdir.”

Şeyh Muhammed Sabban “İs’afur Rağıbin s.140’da (Mısır bas.) der ki: “Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru, Ehl-i Beyt’ten olduğu, yeryüzünü adaletle dolduracağı ve Filistin’deki “Bab-ı Led”de Deccal’i (fikren) öldürmek için Hz. İsa (a.s.)’a yardım edeceği, ümmete imam olup Hz. İsa (a.s.)’ın onun arkasında namaz kılacağına dair Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih’ten ulaşan hadisler mütevatirdir.”

Süveydi “Sebaik-uz Zeheb” s.78’de (Mısır bas.) der ki: “Alimlerin üzerinde ittifak ettikleri şey şudur ki, Hz. Mehdi (a.s.) ahir zamanda kıyam edecektir ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır.”

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/47881/Ehli-Sunnetin-Dort-Mezhep-Imami-Hz-Mehdi-(as)in-Gelecegini-Mujdelemistir

Rabbimiz’in dilemesiyle, Hz. İsa (as)’ın gelişi

Huzur ve güvenliğin hakim olacağı, yoksulluğun yerini bolluğun, zulmün yerini adaletin, çatışma ve gerginliklerin yerini barışın alacağı bir dünya, tüm insanların özlemidir. Özellikle geçtiğimiz iki yüzyılda yaşanan büyük acılar ve sıkıntılar ile günümüzde de dünyanın dört bir yanında devam eden sorunlar, insanların bu özlemlerini daha da artırmıştır. İnsanlığın önemli bir bölümü, kendilerine uzanacak bir yardım eli beklemekte, onları içinde bulundukları durumdan çıkaracak bir kurtarıcının gelmesini umud etmektedir. Bu kurtarıcı, mevcut sistemin olumsuzluklarını düzeltecek, adaleti, barışı, güvenliği ve huzuru sağlayacak; insanları doğruya ve iyiliğe ulaştıracaktır.

Kendilerine yardım eli uzatılmasını bekleyen yokluk içindeki insanların, varlık içinde olsalar dahi yaşadıkları manevi sıkıntılar nedeniyle acı çekenlerin, adalete, huzura, düzene ve güzel ahlaka özlem duyanların beklentisi içinde oldukları kurtuluş, Allah’ın izni ile pek yakın olabilir. Yaşanan pek çok gelişme, bu kurtuluşun yaklaştığının birer alametidir.

İnsanlığın kurtuluşuna aracı olacak bu büyük olay, Hz. İsa (as)’ın ikinci kez yeryüzüne gelişidir. Hz. İsa (as)’ın tekrar dünyaya gelişiyle, dünyadaki tüm zulüm ve haksızlıklar son bulacak, yeryüzü barış, bereket ve adalet ile dolacaktır.

Kuran’a göre bundan yaklaşık 2000 yıl önce, Allah, inkar edenlerin Hz. İsa (as)’ı öldürmek amacıyla kurdukları tuzağı bozarak Hz. İsa (as)’ı Kendi Katına yükseltmiştir. Kuran’da ve hadislerde bildirildiğine göre, Hz. İsa (as) kıyametten önceki dönemde yeniden dünyaya gelecektir. Hem Hıristiyan hem de Müslüman dünyası tarafından inanılan ve beklenen bu büyük mucize ile, dünyadaki tüm zulüm ve haksızlıklar son bulacak, yeryüzü barış, bereket ve adalet ile dolacaktır.

Bu kitapta Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne yeniden gelişi ile ilgili İslami kaynaklarda yer alan alametleri ve bunların nasıl birer birer gerçekleştiklerini inceleyeceğiz. Bu alametlere tanıklık eden insanlar, Allah’ın izniyle, Hz. İsa (as)’ın gelişinin yakınlaştığını umut edebilirler.

Ancak bundan önce, dünyanın böylesine büyük bir olaya sosyolojik düzeyde de hazırlanmakta olduğuna işaret etmek gerekir. Başta belirttiğimiz gibi, son iki yüzyılda insanlığın üst üste yaşadığı olaylar zinciri, tüm dünyada, insanların bilinçaltında, ya da kimi zaman daha da görünür bir biçimde, bir “kurtarıcı” beklentisini yükseltmiştir. Materyalist felsefeye dayalı ideolojilerin ve hayat biçimlerinin insanlığı kurtaramadığı, aksine felaketlere ve anlamsızlığa sürüklediği görülmüştür ve din ahlakına yöneliş hızla artmaktadır.

Bu gelişmeleri analiz eden kimi seküler araştırmacı, düşünür veya tarihçiler de dünyanın bir Mesih arayışı içinde olduğunu ve bu arayışın somut sonuçları olacağını düşünmektedirler. Örneğin yazdıkları Kutsal Kan, Kutsal Kase isimli kitapla tüm dünyada büyük yankı uyandıran İngiliz araştırmacılar Michael Baigent, Richard Leigh ve Henry Lincoln, Hz. İsa (as) ve Mesih beklentisi konusu üzerinde odaklanan The Messianic Legacy (Mesihsel Miras) adlı kitaplarında şu yorumu yapmaktadırlar:

Günümüzün dünyası ikibin yıl öncesinin dünyasından çok farklı olsa da, İsa ve onun çağdaşlarının Son Zamanlar olarak kabul ettikleri şeyle bizim devrimizin ne kadar çok ortak yön taşıdıkları oldukça şaşırtıcıdır. Bugün, teknolojik olarak çok daha ileri ve daha çok bilgiyle donanmış olabiliriz. Ama, ne yazık ki, o zamankinden daha şuurlu veya akıllı durmuyoruz… Bir kez daha çok ciddi bir anlam krizi yaşıyoruz, amaçlarımız ve yönümüz hakkında belirsizlik içindeyiz. Bundan bir yüzyıldan daha az bir zaman önce çok şey vaad ediyor gibi gözüken çeşitli sistemler, programlar ve ideolojiler boş çıkmış durumda. Aynen İsa’nın döneminde olduğu gibi, bir şeylerin çok vahim bir biçimde yanlış olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Her yeni terörist eylem, her yeni doğal felaket bir panik dalgası meydana getiriyor. Medeniyetimizdeki köklü ve hızlı değişimler, yönetim sistemlerimizden duyduğumuz tatminsizlik, hedefsiz cinayetlerin ve terörün politik protesto yöntemleri olarak giderek daha da fazla kullanılması – tüm bunlar genel bir çöküş duygusu, genel bir değerlerin parçalanması hissi oluşturuyor. Toplum kendisini “rehin alınmış” gibi hissediyor… Materyalizm’in sorunu çözmekteki başarısızlığından yılmış olarak, aynen İsa’nın zamanındaki gibi, cevabı bir başka boyutta arıyoruz, ruhsal bir boyutta.1

Yazarlar eklemektedirler:

Aynen İsa’nın dönemindeki gibi, çok belirgin bir şekilde, giderek yaklaşan kıyametsel bir olayın gölgesinde yaşıyoruz… Kontrol etmemizin imkanı olmayan bir gerçekliğe teslim olmuş durumdayız… Ve bu genel sinir bozukluğunun, bu çıldırtıcı güçsüzlük hissinin, yetersiz veya sorumsuz politikacıların yarattığı hayal kırıklığının altında, gerçek bir ruhsal lidere yönelik çok güçlü bir özlem var: Herşeyi bilen, her zaman ılımlı bir portre; anlayacak, sorumluluğu taşıyacak ve -elbette elde edilmiş demokratik özgürlükleri ortadan kaldırmadan- yol göstericilik rolünü üstlenecek, giderek boşlaşmış hayatlara yeniden anlam kazandıracak bir lider.2

Bu önemli sosyal analizi yapan yazarların kitaplarının sonunda 21. yüzyıl için vardıkları sonuç ise, Hz. İsa (as)’ın gelişinin aynı zamanda sosyolojik olarak da hazırlandığını göstermektedir:

Ve çağımız, bir anlam hissine kavuşabilmek için, şu veya bu şekilde bir Mesih inancını benimsemeye kararlı gözükmektedir.3

Bu sosyolojik altyapının, Hz. İsa (as)’ın dönüş alametlerinin bir bir gerçekleştiği bir devre rastgelmesi ise, kuşkusuz çok anlamlıdır. Bu alametlerin neler olduğu, hadis-i şeriflerde detaylı olarak bildirilmektedir. Ayrıca İncil’de yer alan Hz. İsa (as)’ın gelişinin alametleri de hadislerde bildirilen haberlere benzerlik göstermektedir. Hz. İsa (as)’ın gelişinin habercisi olan bu alametlerin büyük kısmı günümüzde gerçekleşmiştir. Üstelik arka arkaya, aynı dönem içerisinde. Bu kadar çok alametin, ard arda, belirli bir dönem içerisinde gerçekleşiyor olması, hiç şüphesiz Hz. İsa (as)’ın gelişinin iyice yakınlaşmış olduğunun önemli bir göstergesidir. Bu kitabı okurken siz de bu gerçeğe tanıklık edeceksiniz.

Unutmamak gerekir ki, bu kitapta incelediğimiz her bir alamet, bize, çok kutlu bir dönemde yaşadığımızın hatırlatıcısıdır. Asırlardır beklenen bu tarihi müjde -Allah’ın izniyle- gerçekleşmek üzeredir. Hz. İsa (as), yeryüzüne tekrar dönecek, Hıristiyanlığı içine düştüğü tüm yanlışlardan arındıracak, Hz. Muhammed (sav)’in yoluna tabi olacak ve tüm insanların İslam ahlakına yönelmesine vesile olacaktır. Ve bu durum, samimi olarak iman eden tüm insanlar için büyük bir şevk ve heyecan kaynağıdır.

Allah’ın samimi olarak iman edenlere vaadi, onları da kendilerinden öncekiler gibi “yeryüzünde güç ve iktidar sahibi” kılmasıdır. Bu vaad, Nur Suresi’nin 55. ayetinde şöyle haber verilir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Rabbimiz’in dilemesiyle, Hz. İsa (as)’ın gelişi, gerçek din ahlakının tüm dünyaya yayılmasına, samimi olarak iman edenlerin güvenliğe kavuşmasına vesile olacaktır. Tüm iman edenler gibi bizim de temennimiz, Rabbimiz’in bizi Hz. İsa (as)’la karşılaşma şerefine eriştirmesi ve onun gelişinden önceki bu dönemde, mübarek misafirimizi karşılamak için en güzel hazırlığı yapmamızı bize nasip etmesidir.

Allah’ın Vaadi: Hz. İsa (as) Yeryüzüne Tekrar Dönecektir

Alemler üzerine seçilip, örnek kılınan elçilerin hayatları, yaşadıkları olaylar, karşılaştıkları zorluklar, giriştikleri büyük mücadeleler tüm insanlar için önemli mesajlar ve dersler içerir. Kuran’da Allah’ın, hayatıyla, mücadelesiyle, ahlakıyla insanlara örnek gösterdiği peygamberlerden biri de Hz. İsa (as)’dır.

Hz. İsa (as)’ın doğumu, hayatı ve Allah Katına alınması, Rabbimiz’in takdiriyle, hep mucizevi şekillerde gerçekleşmiş, bu mübarek peygamberin mucizevi hayatı Kuran’da ayrıntılı olarak haber verilmiştir. Allah Kuran’da birçok peygamberin kıssalarını bizlere bildirmektedir. Ancak Hz. İsa (as) çeşitli yönleriyle diğer peygamberlerden farklı bir konuma sahiptir. Allah’ın üstün ilimlerle desteklediği bu değerli kulu, Allah’ın lütfuyla, daha beşikteyken konuşmuş, ve yine Allah’ın lütfuyla, dünyada kaldığı süre içerisinde çevresindeki insanlara büyük mucizeler göstermiştir. Onun bu özel durumunun diğer bir delili de, Allah Katına alınışı ve tekrar dünyaya gönderileceğinin Kuran’da bildirilmiş olmasıdır.

Kuran’da inkar edenlerin Hz. İsa (as)’ı öldürmek amacıyla bir tuzak kurdukları haber verilir. Rivayetlere göre Hz. İsa (as)’ın yanındakilerden birisinin ihanet etmesi vesilesiyle, Allah’ın elçisini tutuklayıp Romalılara teslim etmek istemişlerdir. Bu tuzağın sonu ise Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)

Ayette de bildirildiği gibi, Hz. İsa (as)’ı öldürmek için harekete geçilmiş, tuzak kurulmuştur. Ancak onlar Hz. İsa (as)’ı öldürmeyi başaramamışlar, onun bir benzerini, Hz. İsa (as) zannederek öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa (as)’ı diri olarak Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

Romalıların Hz. İsa (as)’ı çarmıha gererek öldürdükleri yanılgısı Hıristiyanlar arasında yaygındır. Bu yanlış bilgiye göre, Hz. İsa (as)’ı tutuklayan Romalılar onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir. Tarihte bazı Hıristiyan mezhepleri (örneğin Docetism) bunu reddetmişse de, günümüzde Hıristiyan aleminin neredeyse tamamı olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa (as)’ın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerinde, Hz. İsa (as)’ın ölmediği ve öldürülmediği, insanlara onun bir benzerinin gösterildiği, Hz. İsa (as)’ın diri olarak Allah Katına yükseltildiği bildirilmektedir:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebuhu). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu). (Nisa Suresi, 157)

Aynı ayetin devamında Hz. İsa (as)’ın ölmediği şu şekilde bildirilmektedir:

Hayır; Allah onu Kendine yükseltti (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)

Ayette bildirilen gerçek açıktır. Hz. İsa (as)’ı kendilerince öldürmeye kalkışan Romalılar, bunda başarılı olamamışlardır. Ayette geçen “… Ama onlara (onun) benzeri gösterildi…” ifadesi bu durumu açıkça haber vermektedir.

Allah insanlara Hz. İsa (as)’ın bir benzerini göstermiş ve Hz. İsa (as)’ı inkarcıların kurduğu tuzaktan koruyarak Kendi Katına yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz, bu iddiada bulunanların gerçeğe dair bir bilgileri olmadığını da bildirmiştir.

Kuran’da Hz. İsa (as)’ın Allah Katına Yükselişi

Peygamberlerin ölümlerinin aktarıldığı kıssalarda geçen kelimelerle, Hz. İsa (as)’ın Allah Katına alınışının anlatıldığı ayetlerin incelenmesi, Hz. İsa (as)’ın durumuyla ilgili önemli bir gerçeği ortaya çıkarmaktadır: Hz. İsa (as) diğer peygamberler gibi vefat etmemiş ya da inkar edenler tarafından öldürülmemiş, Rabbimiz onu Kendi Katına yükseltmiştir. Bu bölümde Hz. İsa (as)’ın ve diğer peygamberlerin ölümlerini ifade eden kelimelerin Arapça karşılıklarını ve Kuran ayetlerinde ne şekilde kullanıldıklarını inceleyeceğiz.

Kuran’da peygamberlerin ölmesi veya öldürülmesiyle ilgili olarak kullanılan kelimeler ileride daha detaylı göreceğimiz gibi “katele (öldürmek), mate (ölmek), haleke (helak olmak), salebe (asmak)” ya da birkaç özel kelimedir. Oysa Hz. İsa (as) için, Kuran’da çok açık bir şekilde, “Onu öldürmediler (ma katelehu) ve asmadılar (ma salebuhu)” ifadesi kullanılarak hiçbir öldürme şekliyle öldürülmediği bildirilmiştir. Allah ayetlerde insanlara Hz. İsa (as)’ın bir benzerinin gösterildiğini ve onun Kendi Katına yükseltildiğini bildirmektedir. Bu gerçek Al-i İmran Suresi’nde şu şekilde haber verilir:

Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa doğrusu seni Ben vefat ettireceğim (müteveffiyke), seni Kendime yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim…” (Al-i İmran Suresi, 55)

Kuran’da ölüm anlamı içeren kelimelerin ve Al-i İmran Suresi’nde geçen “vefat ettirme” kelimesinin kullanım şekilleri şöyledir:

1) Vefea: Vefat Ettirme

Ayette geçen “vefat” kelimesinin karşılığı Türkçe’de kullanılan ölme anlamından farklı anlamlara gelmektedir. Ayetlerin Arapça karşılıklarının incelenmesi, Hz. İsa (as)’ın bildiğimiz manada ölmediğini açıkça ortaya koyar. Maide Suresi’nin 117. ayetinde ölüm olayı şu şekilde aktarılır:

“Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Beni vefat ettirdiğinde (teveffeyteni), üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen herşeyin üzerine şahid olansın.”

Bu ayetlerde geçen ve Türkçe meallerde öldürme ya da vefat ettirme olarak çevrilen kelime (teveffeyteni) Arapçada “vefea” kökünden türemiştir ve bu kelime ölüm manasına değil, “canın alınması” manasına gelmektedir. Nitekim Arapça tefsirlerde de ölüm manasında kullanılmaz. İslam alimi Kurtubi’nin tefsiri bunun örneklerinden biridir. Kurtubi tefsirinde söz konusu kelime için “nefislerin ele alınması” tabiri kullanılmıştır. İnsanın canının alınmasının her zaman ölüm anlamına gelmediği yine Kuran’da bizlere bildirmektedir. Örneğin “vefea” kelimesinin geçtiği bir ayette insanın ölümünden değil, uykudaki halinden bahsedilmektedir:

Sizi geceleyin vefat ettiren (yeteveffakum) ve gündüzün “güç yetirip etkilemekte olduklarınızı” bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O’dur… (Enam Suresi, 60)

Bu ayette “vefat ettirme” olarak tercüme edilen kelime ile, Al-i İmran Suresi’nin 55. ayetinde geçen kelime aynıdır, yani her iki ayette de “vefea” kelimesi geçmektedir. İnsanın, gece içinde bulunduğu durum ölüm olmadığına göre yukarıdaki ayette geçen “yeteveffakum” kelimesinin ölümü kastetmediği, doğru tercümenin “geceleyin canlarınızı alan” şeklinde olması gerektiği açıktır. Aşağıdaki ayette ise aynı kelime şu şekilde geçmektedir:

Allah, ölecekleri (mevt) zaman canlarını alır (yeteveffa); ölmeyeni de uykusunda (canını alır) (lem temut). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir… (Zümer Suresi, 42)

Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Allah uyuyan insanın canını almaktadır, ama hakkında ölüm kararı verilmemiş olanı eceli gelinceye kadar tekrar salıvermektedir. Bu haliyle insan bildiğimiz manada ölmüş olmaz. Yalnızca geçici bir süre için ruhu bedeninden ayrılmış farklı bir boyuta girmiş olur. Allah uyanacağı zaman insanın ruhunu bedenine iade eder.

Uykunun bir tür vefat olarak değerlendirildiğini, ancak bununla biyolojik ölümün kast edilmediğini gösteren örneklerden biri de Peygamber Efendimiz (sav)’in uykusundan kalktığı zaman “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun” dediğini bildiren hadis-i şeriftir. (Buhari, Kitabu’d Deavat 6312; İbni Sinni, Fi Amelli’l Yevm ve’l Leyle, no. 647, 856, 857, 885; Muhammed Halil Herras; Hz. İsa (as) Gelecek mi?, Isparta 2002, s. 9) Hiç şüphesiz, Hz. Muhammed (sav) bu hikmetli sözüyle, uyunduğu zaman biyolojik manada ölüm gerçekleştiğine değil, uyuyan insanın bizim anladığımızdan farklı bir anlamda “canının alındığına” dikkat çekmiştir. Ünlü İslam alimi ve müfessir İbn Kesir de, Al-i İmran Suresi’nin tefsirini yaparken, diğer pek çok delil ile birlikte söz konusu hadis-i şerifi kullanmıştır. İbn Kesir’in tefsirinde, “vefea” kelimesinin uykuya işaret ettiği, aynı kelimenin diğer ayetlerde ne şekilde yer aldığı gösterilerek açıklanır. Bu açıklamaların ardından, İbn Kesir, İbn Ebu Hatim’den rivayet edilen bir hadisi de kullanarak kanaatini şöyle ifade eder:

İbn Ebu Hatim diyor ki; “Bize babam… Hasan’dan rivayet etti ki, o, ‘Seni vefat ettireceğim…” ayeti hakkında şu açıklamada bulunmuştur: Burası, ‘Seni uyku ölümü ile öldüreceğim, yani uyutacağım’ anlamındadır ki, Allah Teala Hz. İsa (as)’ı uykuda iken göğe kaldırmıştır… Cenab-ı Hak, Hz. İsa (as)’ı şüphe götürmeyen bir gerçek olarak, uyku ile vefat ettirdikten sonra göğe çekmiş ve o dönemde kendisine eziyet eden Yahudilerin eziyetlerinden kurtarmıştır.4

2) Katele: Öldürmek

Kuran’da ölüm konusu anlatılırken genelde kullanılan kelime Arapça’da “öldürmek” anlamına gelen “katele” kelimesidir. Mümin Suresi’nde “katele” kelimesi şu şekilde kullanılmaktadır:

Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim (aktul) de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın”… (Mümin Suresi, 26)

Ayette geçen “Musa’yı öldüreyim” ifadesinin Arapçası “aktul Musa” şeklindedir. Bu kelime katele fiilinden türemiştir. Bir diğer ayette ise aynı kelime şu şekilde kullanılmaktadır:

… Peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi (yaktulune)… (Bakara Suresi, 61)

Ayette geçen “öldürmelerindendi” kelimesinin Arapçası “yaktulune” şeklindedir ve yine aynı şekilde katele kelimesinden türemiştir. Ve tercümede de açıkça ifade edildiği gibi “öldürmek” anlamına gelmektedir. Aşağıda peygamberlerin ölümünü açıklayan bazı ayetlerde “katele” fiilinin ne şekilde kullanıldığı belirtilmektedir. Parantez içinde anlamları bildirilen tüm kelimelerin fiil kökleri KATELE’dir:

… Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini (katlehum) yazacağız… (Al-i İmran Suresi, 181)

… De ki: “Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce ne diye Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” (taktulune) (Bakara Suresi, 91)

Allah’ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler (yaktulune) ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; (yaktulune)… (Al-i İmran Suresi, 21)

“Öldürün (uktulu) Yusuf’u veya onu bir yere atıp-bırakın…” (Yusuf Suresi, 9)

…”Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek (li yaktulu) konusunda aralarında görüşmektedirler…” (Kasas Suresi, 20)

Bunun üzerine kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca: “Onu öldürün (uktuluhu) ya da yakın” demek oldu… (Ankebut Suresi, 24)

3) Haleke: Ölmek

Kuran’da öldürme fiili için kullanılan bir diğer kelime ise “haleke” fiilidir. Haleke kelimesi ayetlerde “helak olmak, ölmek” anlamlarında kullanılmaktadır. Örneğin Mümin Suresi’nin 34. ayetinde şu şekilde geçmektedir:

… Sonunda o, vefat edince, (haleke) demiştiniz ki; “Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez… (Mümin Suresi, 34)

Ayette, Türkçeye “vefat edince” olarak çevrilen ifadenin Arapçası “iza heleke” şeklindedir ve bu kelimenin anlamı da ölmektir.

4) El Mevte: Ölüm

Kuran’da peygamberlerin ölümüyle ilgili olarak kullanılan bir diğer kelime ise “el mevte” kelimesidir. Mate kelimesi ayetlerde “ölmek” anlamında kullanılmaktadır. Bunlardan biri Sebe Suresi’nde Hz. Süleyman ile ilgili olarak bildirilmektedir:

Böylece onun (Süleyman’ın) ölümüne (el mevte) karar verdiğimiz zaman, ölümünü (mevtihi), onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi… (Sebe Suresi, 14)

Aynı kökenden gelen bir diğer kullanım ise Hz. Yahya’ya yönelik olarak kullanılmaktadır:

Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün (yemutu) ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi, 15)

Bu ayette “öleceği” şeklinde çevrilen kelimenin Arapçası “yemutu” kelimesidir. Aynı kelime Hz. Yakub’un ölümü ile ilgili ayetlerde de geçmektedir. Bakara Suresi’nde şu şekilde kullanılır:

Yoksa siz, Yakub’un ölüm anında (el mevte) orada şahidler miydiniz?.. (Bakara Suresi, 133)

Bu ayette geçen “el mevte” kelimesi de yine aynı kökten gelmekte ve ölüm anlamı taşımaktadır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ile ilgili bir ayette ise “katele” ve “mate” fiilleri aynı anda kullanılmaktadır:

Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi o ölürse (mate) ya da öldürülürse, (kutile) siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?… (Al-i İmran Suresi, 144)

Mate (ölmek) kökünden gelen mevt kelimesi, yine peygamber ölümlerinin anlatıldığı başka ayetlerde de geçmektedir:

… Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de (mittu), hafızalardan silinip unutuluverseydim.” (Meryem Suresi, 23)

Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü (el hulde) vermedik; şimdi sen ölürsen (mitte) onlar ölümsüz mü kalacaklar? (Enbiya Suresi, 34)

“Beni öldürecek (yumituni), sonra diriltecek olan da O’dur.” (Şuara Suresi, 81)

5) Halid: Ölümsüz

Ayetlerde yer alıp, doğrudan ölmek ya da öldürmek fiilini değil, ancak ölümsüzlüğü ifade eden bir başka kelime ise “halid” kelimesidir. Halid kelimesinin anlamı kalıcı olmak, bekası devam etmek şeklindedir. Enbiya Suresi’nde “halid” kelimesi şu şekilde kullanılmıştır:

Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz (halidiyne) değillerdi. (Enbiya Suresi, 8)

6) Salebe: Asmak

Kuran’da peygamberlerin ölümleri anlatılırken kullanılan kelimelerden biri de salebe (asmak) fiilidir. Salebe fiili “asmak, çarmıha germek ve idam etmek” gibi anlamlara gelmektedir. Bu fiil bazı ayetlerde şu şekilde kullanılmaktadır:

… Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar (ma salebuhu) … (Nisa Suresi, 157)

… Biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak (yuslebi)… (Yusuf Suresi, 41)

… Ancak öldürülmeleri asılmaları (yusallebu)… (Maide Suresi, 33)

Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim. (usallibennekum) (Araf Suresi, 124)

Ayetlerde de görüldüğü gibi Hz. İsa (as)’ın vefatıyla diğer peygamberlerin ölümlerinin aktarıldığı ayetler birbirinden çok farklı kelimelerle ifade edilmektedir. Allah Kuran ayetlerinde Hz. İsa (as)’ın öldürülmediğini, asılmadığını, insanlara onun bir benzerinin gösterildiğini, onu vefat ettirdiğini (yani uykudaki gibi canını aldığını) ve Kendi Katına yükselttiğini bildirmiştir. Hz. İsa (as) için “canını almak” anlamına gelen “vefea” fiili kullanılırken, diğer peygamberler için normal ölümü ifade eden “katele” ya da “mevt” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu bilgiler ise bize, Hz. İsa (as)’ın Allah Katında diri olduğunu ve yeryüzüne yeniden geleceğini bir kez daha göstermektedir.

Hz. İsa (as) Hakkındaki Hadisler Tevatür Derecesindedir


Hz. İsa (as)’ın gelişi konusunda nakledilen hadisler tevatür derecesindedir. Birçok araştırmacı da alimlerimizin görüşlerinin bu yönde olduğunu aktarmaktadır. Tevatürün tanımı Büyük Lugat‘ta şöyle yapılmaktadır:

Tevatür: Kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber.8

İslam alimi Seyyid Şerif Cürcani, tevatür hadis kavramını şöyle açıklamaktadır:

Haber-i mütevatir, ravileri çoklukta o dereceye ulaşan bir haberdir ki, adete göre, o kadar çok rivayetçinin yalan üzerine birleşmeleri imkansız olur. Bu durumda rivayet edilen haber hakkında lafız ve mana tutuyorsa buna, “mütevatir-i lafzi” denir. Eğer hepsinin arasında müşterek manada ittifak olmakla beraber lafızlar (sözler) arasında ihtilaf bulunuyorsa buna, “mütevatir-i manevi” denir.9

Hz. İsa (as)’ın gelişinin tevatür derecesinde hadislerle bildirildiğine dair özel olarak bir eser kaleme alan büyük hadis alimi Şeyh Muhammed Enver el Keşmiri Et Tasrih bi-ma tevatera fi nuzuli’l Mesih isimli çalışmasında 75 tane hadise ve 25 tane sahabeye ve sahabeleri görenlere ait esere yer vermiştir.

Hz. İsa (as)’ın tekrar geleceğini nakleden alimlerin başında mezhep imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife gelmektedir. Ebu Hanife, Fıkh-ı Ekber adlı eserinin son bölümünde şunları bildirmektedir:

Deccal’in, Ye’cüc ve Me’cücün çıkması, Güneş’in batıdan doğması, İsa (as)’ın gökten inmesi ve diğer kıyamet alametleri, sahih haberlerde varid olduğu vech ile, haktır, olacaktır.10

Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne tekrar gelişi konusu kıyametin on büyük alametinden biridir ve birçok İslam alimi eserlerinde bu konuyu detaylı olarak ele almışlardır. Bu konudaki izahlar topluca değerlendirildiğinde Hz. İsa (as)’ın ikinci gelişi hakkında İslam alimleri arasında bir söz birliği olduğu açıkça görülür. Örneğin Es Seffarini, Levami adlı eserinde, İslam alimlerinin bu konuda ittifak halinde olduklarını şöyle ifade eder:

Bütün ümmet, Meryem oğlu İsa’nın ineceği hususunda ittifak etmiştir. Şeriat ehlinden hiç kimse bu hususta muhalif olmamıştır.11

Büyük İslam alimi Seyyid Alusi de, Ruhu’l Meani tefsirinde, -diğer İslam alimlerinin görüşlerinden örnekler vererek- Hz. İsa (as)’ın inişi konusunda cemaatin söz birliği yaptığını, bu konuda haberlerin manevi tevatür derecesine ulaşacak kadar meşhur olduğunu, Hz. İsa (as)’ın gelişine imanın vacip olduğunu açıklamıştır.12

İmam Kevseri de Hz. İsa (as)’ın inişi ile ilgili görüşlerini şu şekilde bildirmiştir:

Hz. İsa (as)’ın inişiyle ilgili hadis-i şerfilerdeki tevatür, “tevatür-i manevidir.” Sahih (sağlam) ve hasen (güzel) hadis-i şerifin her biri, farklı manalara delalet etmekle birlikte hepsi de Hz. İsa (as)’ın ineceği hususunda söz birliği içindedirler ki, bu, hadis ilminin kokusunu koklayan bir kimse için inkarı mümkün olmayan bir gerçektir… Mehdi ile Deccal’in çıkacağı ile Hz. İsa (as)’ın ineceği hususundaki hadis-i şeriflerin tevatür derecelerine ulaşmış olmaları, hadis ilmi ehlince asla şüphe edilecek bir husus değildir. İlm-i kelam ehlinden (inanç ilmiyle uğraşanlardan) bazısının kıyamet alametleriyle ilgili hadislere inanmanın vacip olduğunu kabul etmeleriyle beraber, bu hadislerden bir kısmının mütevatir olup olmadığı hususundaki şüpheleri ise, hadis ilmiyle ilgili bilgilerinin azlığından kaynaklanmaktadır.13

Alim İbn-i Kesir’in açıklamalarında ve Sünen-i Ebu Davud’un Şerhi Avnu’l Mabud adlı kitapta, konuyla ilgili olarak şöyle bildirilmektedir:

İşte bunlar Resulullah (sav)’den mütevatir olarak rivayet edilmiştir ve bu hadis-i şeriflerde, Hz. İsa (as)’ın nasıl ve nereye ineceği hususu açıklanmıştır… Hz. İsa (as)’ın cesed-i şerifiyle dünyaya ineceği hakkında zikredilen sahih ve mütevatir hadis-i şerifler, tevile (başka şekilde yorumlanmaya) elverişli değildir. Dolayısıyla, zerre kadar imanı ve insafı olan herkesin, Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne ineceğine inanması gerekmektedir ki, bunu ancak şeriata zıt, Allah’ın Kitabına, Resulü’nün sünnetine ve ehl-i sünnetin ittifakına muhalif olan kimseler inkar edebilir.14

Hadislerin tevatür olduğu konusunda yapılan bir diğer açıklama da şöyledir:

Şevkani de İsa (as)’ın ineceğine dair hadislerin sayısının 29′a ulaştığını söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve sonunda: “Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve İsa (as)’ın inmesine dair hadisler mütevatirdir” demiştir.15

Tirmizi, Ebu Davud, Bezzaz, İbni Mace, Hakim, Tabarani ve Ebu Ya’la Musuli bu konu hakkında çeşitli sahabelerden rivayetler nakletmişler; Ali, İbni Abbas, İbni Ömer, Talha, İbni Mes’ut Ebu Hureyre, Enes, Ebu Sa’id Hudri, Ümmi Habibe, Ümmi Seleme, Sevban, Kurre bin İyas, Ali Hilali ve Abdullah bin Haris bin Cüz’e birtakım senetlerle isnad etmişlerdir.16Bunların yanı sıra İbn-i Hacer-i Haysemi Es-Sevaik-ul Muhrika kitabında, Şeblenci Nur-ul Ebsar kitabında, İbn-i SabbağEl-Fusul-ul Muhimme, Muhammed Es-Sabban İs’af-ür Rağibin, Genci-i Şafiî El-Beyan kitabında, Şeyh Mansur AliĞayet-ul Me’mul kitabında, Suveydi Sebaik-uz Zeheb adlı kitapta Hz. İsa (as)’ın gelişiyle ilgili hadislerin mütevatir olduğunu yazmışlardır.17

Bu hadisleri ehl-i sünnet muhaddis ve alimleri kendi kitaplarında yazmışlardır. Örneğin: Ebu Davud, Ahmed Tirmizi, İbn-i Mace, Hakim, Nesai, Taberani, Ravyani, Ebu Nuaym-i İsfahanî, Deylemi, Beyhaki, Sa’lebi, Hameveyni, Menavi, İbn-i Meğazili, İbn-i Cevzi, Muhammed-us Sabban, Maverdi, Genci-i Şafii, Sem’âni, Harezmi, Şa’rani, Darakutni, İbn-i Sebbağ-i Maliki, Şeblenci, Muhibbuddin Taberi, İbn-i Hacer-i Haysemi, Şeyh Mansur Ali Nasıf, Muhammed b. Talha, Celaleddin Suyuti, Şeyh Süleyman-i Hanefi, Kurtubi, Bağavi ve diğer alimler bu konuya eserlerinde yer vermişlerdir.

Şeyh Abdülfettah Ebu Gudde de, Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne inip Deccal’i öldüreceğine dair rivayetlerin tevatürderecesini bulduğunu belirtir.18 Hadis alimi Kettani’nin de Nazmü’l-Mütenasır isimli eserinde19 “Hz. İsa (as)’ın inişinin kitap, sünnet ve icma-ı ümmet ile sabit olduğunu, bu husustaki hadislerin, ayrıca Deccal ve Mehdi hakkındaki hadislerin de mütevatir olduğunu” savunduğu görülür. Tefsir alimi İbn-ü Atiyye el Gırnadi el Endülüsi’nin El Bahru’l Muhit adlı tefsirinde, “Hz. İsa (as)’ın diri olduğu, ahir zamanda ineceği hususunda ümmetin ortak görüşünün bulunduğu ve bu konudaki hadislerin mütevatir olduğu” ifade edilir.

Konu hakkında eserleri bulunan yazarların nakillerinden de anlaşılmaktadır ki hadis kaynakları çok zengindir. Dahası, Hz. İsa (as)’ın gelişinin ahir zamanda gerçekleşecek olan kıyamet alametlerinden olduğunu bildiren hadisler de Buhari, Müslim gibi ana hadis kaynaklarında yer almaktadır. Bu hadislerden bazıları şöyledir:

Sizler on alameti görmedikçe hiçbir zaman Kıyamet kopmaz… Biri de İsa (as)’ın inmesi… (Müslim, Kitabü-l Fiten: 39)

Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa Aleyhisselam), Feccu’r-Ravha nam mevkide, hacc yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için icabet edecektir. (Müslim, Hacc: 216, 1252)

Kıyamet on alamet görülmedikçe kopmaz: Duman, Deccal, Dabbetu’l arz, Güneş’in batıdan doğması, İsa’nın yeryüzüne inmesi… (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 362)

Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa’nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır… [Buhari, Kitabü’l-Büyu’: 102, Mezalim: 31, Enbiya 49; Müslim, İman: 242 (155); Ebu Davud, Melahim: 14 (4324); Tirmizi, Fiten: 54 (2234)]

İsa inecek; emirleri: ‘Haydi gel, bize namaz kıldır!’ diyecek. Buna karşılık: ‘Kiminiz kiminizin emiridir. Bu, Allah’ın bu ümmete bir lütfu keremidir’ diyecek. (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 380)

Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa inecek, hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek… (Sahih-i Müslim bi Şerhin-Nevevi, cilt 2, s.192; Kenzul Ummal, Kitabul-İman, Bab-ı Nüzul-i İsa İbn-i Meryem, 14/332)

İmamınız kendinizden olduğu halde, Meryem oğlu sizin içinize indiği zaman sizler nasıl olursunuz?” (Buhari,Enbiya 50, 3265, 3/1272; Müslim, İman: 71,155,1/136; Beyhaki, Esma ve Sıfat: 3265, 2/166)

İslam Alimleri Hz. İsa (as)’ın Gelişini, Akide (İnanılan ve İtikad Edilen Esas) Konusu Olarak Değerlendirmektedirler

Ehl-i sünnetin inanç konularını açıklayan hemen tüm eserlerde, Hz. İsa (as)’ın kıyametten önce yeryüzüne geleceği, Deccal ile mücadele edip onu fikren yok edeceği, Hz. Mehdi (as) ile birlikte gerçek din ahlakını dünyaya hakim kılacağı yer almaktadır. İslam alimleri, Kuran-ı Kerim’de yer alan delilleri ve hadislerde bildirilen haberleri birarada değerlendirerek, Hz. İsa (as)’ın dönüşüne inanmayı önemli bir inanç esası olarak kabul etmişlerdir. Ve konuyu şu şekilde açıklamaktadırlar:

1. Nisa Suresi’nin 157. ayetinde Allah, “… Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi…” diye bildirmiştir. Bu ayetle birlikte Kuran’ın diğer pek çok ayetinde Hz. İsa (as)’ın Allah Katında diri olduğu bildirilmekte ve yeryüzüne ikinci kez geleceğine işaret edilmektedir. İslam alimleri bu konuda ittifakla, bunun aksini savunmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığını söylemektedirler. Örneğin İbn Hazm bu ayeti tefsir ederken; “Hz. İsa (as)’ın öldürüldüğünü söyleyen bir kimsenin mürted (İslam dininden dönen) veya kafir olacağını” vurgulamıştır.20

2. Hz. İsa (as)’ın gelişi ile ilgili hadislerin, tevatür derecesinde ve bu konuda hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açık olmaları Müslümanlar için çok önemli bir delildir. Üstelik bu konudaki hadislere karşı öne sürülebilecek –yani Hz. İsa (as)’ın yeniden gelmeyeceğini bildiren- tek bir farklı hadis dahi yoktur.

3. Cabir İbn-i Abdullah’dan rivayet edilen “Mehdi’nin çıkışını inkar eden, muhakkak Muhammed (sav)’e indirileni inkar etmiştir. Meryem’in oğlu İsa’nın inişini inkar eden de muhakkak kafir olmuştur. Deccal’in çıkacağını kabul etmeyen de muhakkak kafirdir.” hadisi de İslam alimleri tarafından kullanılan bir diğer delildir. Bu hadis, Şeyh Hace Muhammed Parisa’nın Faslul Hitap, Şeyh Ebu Bekir el Kelabazi’nin Meanil Ahbar, İmam Süheyli’nin er-Ravuzul Ünüf, İmam Suyuti’nin el-Arful Verdi fi Ahbaril Mehdi gibi ünlü İslami kaynaklarda yer almaktadır. Ayrıca Şeyh Ebu Bekir, bu hadisin senetini de açıklamıştır: “Bize Muhammed İbni Hasen, ona Ebu Abdillah el-Huseyn İbni Muhammed, ona İsmail İbni Üveys, ona Malik İbni Ebes, ona Muhammed İbni Münkedir, ona da Cabir İbni Abdillah Hazretleri böylece bildirmişlerdir.”21

4. Hz. İsa (as)’ın gelişiyle ilgili hadisleri nakleden ravilerin çokluğu ve güvenilirlikleri de İslam alimlerinin dikkat çektikleri bir diğer husustur. Bu ravilerden bazıları şunlardır: Ebu’l Eşas es-Sanani, Ebu Rafi, Ebul Aliye, Ebu Ümametle Bahili, Ebud Derda, Ebu Hureyre, Ebu Malik el-Hudri, Cabir İbn Abdillah, Huzeyfe İbni Edis, Sefine, Katade, Osman İbnül As, Nafi İbni Keysani, Velid İbni Müslim, Ammar İbni Yasir, Abdullah İbni Abbas…

Tüm bu bilgiler sonucunda İslam alimleri Hz. İsa (as)’ın inişine ve gerçek din ahlakını dünyaya hakim kılacağına imanı, önemli inanç esaslarından biri olarak değerlendirmişlerdir.

Kıyamet Alametleri


Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar? (Muhammed Suresi, 18)

Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi, Allah kıyamet alametlerinin bazılarını Kuran’da bize bildirmiştir. Allah Zuhruf Suresi’nin 61. ayetinde Hz. İsa (as) için, “Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir…” şeklinde buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

İsa bin Meryem adil bir hakim ve adaletli bir imam olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır… (Sünen-i İbni Mace, 10/340)

Kuran’da ve hadislerde görüldüğü gibi Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne tekrar dönüşü kıyametin yaklaştığının alametlerindendir. O halde kıyametin diğer alametleri de Hz. İsa (as)’ın gelişinin yaklaştığını gösteren alametler olarak değerlendirilmelidir.

Bu nedenle ilerleyen sayfalarda gerek Kuran’da gerekse Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde bildirilen kıyamet alametlerine Hz. İsa (as)’ın gelişinin alametleri olarak yer verilecektir. Bu alametler incelendiğinde, birçoğunun arka arkaya belirli bir dönem içinde gerçekleştiği açıkça görülecek, Hz. İsa (as)’ın gelişinin yakınlaştığı net olarak anlaşılacaktır.